İslam dünyasının duyarsızlığı, Yahudilere, Müslümanları namaz kılarken dahi tutuklama cesareti vermiştir.
Zira Yahudi, hedeflediği şeyi sindire sindire yapar ve Müslümanlar bu durumu artık kanıksadıkları için olan bitene sessiz kalırlar. Bunu Kudüs'ün işgalinde, Mescid-i Ak-sâ'nın yakılmasında, Kudüs'ün İsrail'in başkenti ilan edilmesinde, Halîllurrahman Câmii'ndeki katliam ve sonrasında mescidin ikiye bölünerek yarıdan fazlasının sinagoga çevrilmesinde, Mescid-i Aksa'ya yapılan baskınlarda, Mescid-i Aksa'nın altına açılan tünellerde görüyoruz...
1925'te İngilizlerin desteklediği Suudilere mağlup olarak Hicaz'ı terk etmek durumunda kalan Şerif Hüseyin ailesi, bilâhare Ürdün ve Irak'ta -yine İngilizler tarafından sınırları çizilen ve tasarlananbirer monarşiye sahip kılınmıştı. İslâm'ın en kutsal şehirleri Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere'yi Kral Abdülaziz ve neslinin yönetimine bırakan İngiltere, üçüncü kutsal şehir Kudüs'e Ürdün Hâşimilerini ortak etmişti. Böylece Arap ve İslâm dünyası içinde bir denge tesis edilmiş, vaktiyle rakip olan iki aile, terazinin iki kefesine karşılıklı yerleştirilmişti.
Kalk Kudüs'e gidelim..
Çöp bidonlarının arasında dolaşalım. Bak şu küçük çocuk var ya vuracaklar onu!
Hani babasının arkasında duran.
Başını babasının sırtına dayayan çocuk. İşte o! Vuracaklar birazdan onu
.Çöp bidonlarının arasında dolaşalım.
Endişe etme çocukların kalbine değen kurşunlar sekmezler hiçbir yere.