Abdullah b. Ebi'l-Huzeyl, Nehalı bir ihtiyarın şöyle dediğini rivayet etmiştir: İlyâ (Kudüs) mescidine girip direğin yanında iki rekât namaz kıldım. Bir adam gelip bana yakın bir yerde namaz kılınca, halk onun etrafında toplandı. Onun Ab-dullah b. Amr olduğunu öğrendim. Yezîd b. Muâviye'nin elçisi gelip "Benimle gel!" deyince, Abdullah şöyle dedi: Bu adam, babasının yaptığı gibi size bir şey anlatmama engel oluyor. Hâlbuki ben Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem'in şöyle dua ettiğini işittim: "Eûzü bike min nefsin lâ teşbeu ve min kalbin lâ yahşeu ve min duâin lâ yesmeu ve min ilmin lâ yenfeu, eûzü bike min hâulai'l-erbai: Doymayan nefisten, ürpermeyen kalpten, kabul edilmeyen duadan ve faydasız ilimden sana sığınırım. Bu dört şeyden sana sığınırım."
Bu topraklarda halkı kucaklayan ve onlara insanca muamele eden son devlet Osmanlı idi. Osmanlı'nın yeniden dönmesini ne kadar temenni ettiğimizi anlatmam imkansız. Türkiye devleti,Filistin halkını kucaklamalı ve onlara sahip çıkmalı.
Hicretin üçüncü asrındaki ressamlarla övünebiliriz. Emevi Halife Abdulmelik,Kudüs'te yaptırdığı camiin duvarlarını timsal-i nebevi (peygamberimizin resmi) ile süslemiştir. Bağdat'ta Mansur Kubbesi üstünde mızraklı bir süvari heykeli vardı. Bunu yaptıran da halifedir. Semerkant'ta Timur bir müze yaptu. İçine resim ve heykeller koydu. Bir de Cumhuriyet medresesinden yetişme hocanın sinemaya giden kadının boş olacağı vaazı verdiğini düşününüz.
Mescidi Aksâ'yı mübarek kılan üzerindeki binalar değil, bizzat Rabbimizin "Mübarek kıldım." demesidir ve üzerindeki binalara anlam katan da Mescid-i Âksa'nın kendisidir.