Zira duymak istediğimiz tek cümle: - KALK KUDÜS'E GİDELİM..!
Başını eğmiş zalimleri dinlersin Dersin 'lokmam ellerinde' Filistin bir sınav kağıdı Her mü'min kulun önünde De gerçeği yaz: Hakikat şehitliğe koşmaktır De isyan çağır yolun açılır cennet köşelerine Cahit Zarifoğlu
Reklam
“Kudüs, kalbimin üstünde ince bir tüldü; şimdi alınyazımdır.” Nuri Pakdil
Alıntı
Part 3 - İslam Fetihleri ve Sonrası
Tüm bu kargaşa ve merkezi otoritenin çöküşü sırasında, Halid b. Velid komutasındaki İslam ordusu, adeta direnç gösterilemeyen bir sel gibi ilerliyordu. 634’te Şam, 638’de Kudüs ve Filistin, 642’de ise Mısır düştü. Ancak asıl kırılma noktası 636 yılında Yermük’te yaşandı. Roma, elindeki her türlü etnik kökenden (Ermeni, Arap, Süryani) topladığı 60-80 bin kişilik yorgun, maaşı ödenmemiş ve ruhunu kaybetmiş karma ordusuyla; güçlü bir dini-kabilevi asabiyeye sahip, taze, genç ve yüksek motivasyonlu İslam ordusunun karşısına çıktı. Yermük, sadece bir askeri yenilgi değil, antik dünyanın o koca imparatorluğunun tek darbede devrildiği bir sistem çöküşüydü. Rivayet odur ki Herakleios, Suriye’yi ardında bırakıp geri çekilirken, kadim topraklara dönüp şöyle dedi: "Elveda Suriye, artık bir daha asla görüşmeyeceğimiz bir veda... Düşmanın elleri için ne güzel bir toprak olacaksın, esen kal Suriye!" ​Yermük ile beraber Roma’nın beli kırılmıştı. Elinde artık bu yeni fatihlere karşı duracak bir garnizonu bile kalmamıştı. Müslüman fatihler ise pragmatik bir strateji izlediler. Yerel halkı katliamdan geçirmek yerine, onları Roma’nın ağır vergi yükünden ve dini mezhep baskısından kurtaran bir kurtarıcı figürüne büründüler. Kiliselere ve mezheplere dokunmadılar, daha adil bir vergilendirme sundular. Sistemin işleyişine hiç ellemediler, sadece vergilerini alıp çıktılar. Halife Abdulmelik dönemine kadar da resmi yazışmalar Arapça değil, Greekçe ve Farsça yapıldı. Halk bu yeni düzeni bir işgal olarak değil, Konstantinopolis’in baskıcı otoritesine karşı bir alternatif olarak gördüler. Yeni İslam devleti de gayirmüslimlerin sırtında zenginleşti. Ancak bu pragmatizm, ilerleyen dönemlerde Emevi elitlerinin Arap-Mevali sınıflaşmasıyla lekelendi. Müslüman olan ancak Arap olmayan yerel halktan
Din
Part 2 - İslam'ın Arefesi
"Her şey ancak bu kadar kötü olabilir!" dedirtecek türden bir karanlığın ortasındayız. İmparatorluk, tarihçilerin deyimiyle "0. Dünya Savaşı" diyebileceğimiz bir savaşın tam ortasına düşmüştü. 602 yılında Sasanilerle başlayan ve 26 yıl boyunca Mezopotamya’dan Anadolu’ya kadae uzanan bu korkunç savaş, kadim iki süper gücü birbirinin gırtlağına sarılmış bir şekilde uçuruma sürüklüyordu. ​Persler, Romalıları art arda ağır yenilgilere uğratmıştı. 614 yılında Kudüs'e girdiklerinde sadece altın değil, Hristiyan dünyasının kalbini de söküp aldılar; Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğine inanılan, Roma’nın en büyük manevi dayanağı olan "Gerçek Haç"ı ve kutsal emanetleri çalıp kendi topraklarına kaçırdılar. 619’da Mısır’ın tahıl depoları Perslerin eline geçmiş, 622’ye gelindiğinde ise Persler Konstantinopolis’in karşı yakasına, Kadıköy'e kadar işgal etmişlerdi. Surlara ise Avarlar dayanmıştı. Şehrin içinde tam bir kıyamet havası hakimdi. Roma’nın cenaze marşını çalıyordu. Slavlar Trakya’yı yağmalıyor, Avarlar surları kuşatıyor, Persler ise boğazın karşısına geçmeye çalışıyorlardı... Roma’nın sonu gelmişti. ​Peki durum gerçekten bu kadar vahim miydi? Dışarıdan bakıldığında evetti ama iyi bir göz önemli bir ayrıntıyı fark edecektir, fark etti de. Aslında bakılırsa Persler ülkelerinden uzaklaşarak ilk kumarı oynamıştı. Pers ordusu, başkentlerinden binlerce kilometre uzaktaydı ve bu ikmal hattı, bir ağdaki en zayıf bağlantı gibi kırılgandı. Ve en önemlisi Romalıların müthiş bir avantajı vardı: Donanma Gücü. Sasanilerin bir tane bile gemisi yoktu. Onlar karanın efendisiydi, ancak denizler hala Roma’nındı. ​Herakleios, patrikle anlaşıp kilisenin altınlarını, hatta meydandaki heykelleri bile eritip para bastı. Paraların üzerine "DEUS ADIUTA ROMANIS" yani "Tanrım, Romalılara yardım et"
Din
Gönül yârın visâlinden meğer kat-ı ümid olmaz
1. Ne ranâ yüz ki gözler perdesiz seyrinden âr eyler Ne zîbâ göz ki bir kez kanda baksa cân şikâr eyler 2. Anındır izzet-i devlet anındır mesned-i ikbâl Cihân hükmündedir her ne diler ne ihtiyâr eyler 3. Mesîh-âsâ anın her nefhâsı Rûhu'l-Kudüs'dendir Hayât istersen ey mürde gönül var hoş timâr eyler 4. Değil ayrı anın zâtına andan bilmeyen ayrı Kim anı bildi andan doldu anı yâr-ı gâr eyler 5. Hayâle gelmeden dilden tecellîsi zuhûr eyler Görünmez gözle sun'un cümle birden âşikâr eyler 6. Gönül yârın visâlinden meğer katı ümid olmaz Düşürdü hicrine ümidi kim vaslına yâr eyler 7. Hulûsî'nin yuları dergeh-i bâbında bağlıdır O bend kim her kimin boynunda olsa iftihâr eyler
Alıntı
Reklam
Reklam