• Şair Ovidius İsa'dan kısa süre önce şöyle yazıyordu:

    Uzun zaman önce
    Toprak daha iyi şeyler sunuyordu,
    İşlenmeden fışkırıyordu ekin,
    Ağaç dallarında meyveler,
    Meşe kovuklarında bal
    Kimse yarmıyordu toprağı sabanlarla
    Ya da bölmüyordu toprağı
    Ya da küremiyordu denizlerin dibini
    Sahil dünyanın sonuydu.
    Akıllı insan doğası, icatlarının kurbanı,
    Fena halde yaratıcı,
    Neden çevirirsin şehirleri kuleli surlarla?
    Neden silahlanırsın savaş için?
    Ronald Wright
    Sayfa 93 - Aylak Kitap 1. Basım Eylül 2012
  • Sanırım bir kitabı okumam için kapağında "Atsız" yazması yeterli.

    Kitabın ilk basımı 1992 yılında, bende bulunan 2. ve kitaba ilk kez dahil edilen söyleşilerle gözden geçirilen baskı ise 2018 yılında basılmış.

    Bu kitapta Atsız'ın sıkı yönetimle tanışması, Sabahattin Ali, Hasan Âli, Reha Oğuz, İsmet İnönü gibi kişilerle tanışmasını, onlar hakkında ki görüşlerini(gerçekleri), Atsız'ın eğitim gördüğü okulları, yaptığı meslekleri, çıkardığı dergileri ve daha birçok şeyi bizzat birinci ağızdan öğrenebileceksiniz. Kısaca kitapta yazılanlardan ve Atsız hakkında ve çektiği sıkıntılardan biraz söz edersek:

    Atsız yalnız dış görünüşüyle değil, her şeyi, zihniyeti, düşünceleri ve işleriyle değişmeyen bir karektere sahiptir. Mesela Atsız, 1930 yılında 30 lira aslî maaşla Türkiyat Enstitüsü'ne asistan olarak tâyin edildiği ve aradan 20 yıl geçtiği halde, 1950 yılında çalışmakta olduğu Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki vazifesinden yine 30 lira aslî maaş alır. Yani yüksek diplomalı Nihal Atsız'ın hayata atıldığından 20 yıl sonra aldığı maaş 150 liradır.

    Onun hayatına bu kitapta okuyunca pek de hayret etmeyeceksiniz. Türkçülük ve milliyetçilik uğruna Nihal Atsız'ın başına gelmeyen kalmamıştır.

    1905 yılının 12 Ocak günü İstanbul'da doğan Nihal Atsız ilk tahsilini Kadıköy Sultanîsi'nin ilk kısmında yaptıktan sonra liseye giriyor, fakat tam devreli liseyi bitirmeden Askerî Tıbbiye'ye imtihanla dâhil oluyor. "Babam mesleğimin tayinini tamamen bana bırakmıştı, diyor. Babam da, dedem de bahriye subayı idiler. Ben de asker olmak istiyordum. Gerçi asker olamadım ama o ruhu hâlâ taşıdığımı zannediyorum. Askerî Tıbbiye'ye girişim doktor olmak için değildi, asker olmak içindi." diyor ve vatan aşkını, millet aşkını anlatmaya bu söylediği söz bile yetiyor.

    Üç sene Askerî Tıbbiye'de okuyan Atsız, millet kavgaları yüzünden mektepten çıkarılıyor. Bunun üzerine Edebiyat Fakültesi'ne girerek 1930 yılında bu fakültenin Edebiyat zümresinden mezun oluyor. İki yıl, Türkiyat Enstitüsü'nde asistanlık yaptıktan sonra, orta ve liselerde okutulan dört ciltlik tarih kitaplarına itirazı yüzünden, bu vazifeden alınarak Malatya Ortaokulu Türkçe muallimliğine tâyin ediliyor. Türkçede "Attan inip merkebe binmek" diye bir tabir vardır. Nihal Atsız'ın başından geçen bu hâdise -benzetmek gibi olmasın- insana bu sözü hatırlatıyor. Daha sonra Edirne Lisesi'ne nakledilen Atsız, orada çıkardığı "Orhun" dergisindeki tenkitleri yüzünden "İnkilâbın ruhuna muhalefet" suçu ile vekâlet emrine alınıyor. O zaman Maarif Vekili Hikmet Bayur, Orta Tedrisat Umum Müdürü de Hasan Âli Yücel'dir. Yıl da 1933.

    Dört yıl sonra Deniz Gedikli Ortaokulu Türkçe muaalimliğine tâyini yapılan Nihal Atsız, orada da rahat durmuyor ve mektep müdürü ile kavga etmesi yüzünden mektepten çıkarılıyor. Atsız'ın kavga etmesine sebep, yine milliyet duygularının galeyana gelmesidir. O zaman mektebin giriş talimatına göre, talabenin mutlaka Türk olması lâzımmış. Hâlbuki bazı talabelerin soyu karışıkmış. Atsız buna itiraz etmiş ve müdürle arası açılınca keyfiyeti bir mektupla, Mareşal Fevzi Çakmak'a bildirmiş. Gerçi sonradan müdür tekaüt edilmiş, Türk olmayan talebeler çıkarılmış ve kendisinin de Kuleli Lisesi'nde vazife alması için bir istida vermesi gerektiği bildirilmiş ama Nihal Atsız'ın ağzı herhalde yanmış olacak, bir daha resmî liselerde vazife almamış.

    Bunun üzerine Yüce Ülkü ve Boğaziçi hususî liselerinde Edebiyat ve Yurt Bilgisi hocalığı yapmışsa da, 1944 yılında Hasan Âli Yücel'in emriyle okullardaki vazifesine son verilmiş. Sebep de şu: O sıralarda yeniden Orhun dergisini çıkarmakta olan Atsız, dergisinin 15. ve 16. sayılarında Şükrü Saraçoğlu'na açık bir mektup yazıp maarifi istilâ eden komünistlerden bahsederek memleketin tehlikede olduğunu söylemiş ve Hasan Âli Yücel'i istifaya davet etmiştir.

    İşte çektiği sıkıntılardan sadece bazıları bunlar. Bundan sonrasını ve daha nice konuları Nihal Atsız'ın başından geçenleri, kendi ağzından ilgili kitaptan okuyabilirsiniz.

    Keyifli okumalar...
  • SULTAN 2.ABDÜLHAMİD HAN
    • İlk defa elektriği, gazı getiren, ilk modern eczanemizi açtıran,
    • İlk otomobili getiren, 5 bin km kara yolunu yaptırtan,
    • Dünyanın ilk metrolarından birini Karaköy-Taksim arasına yaptıran, atlı ve elektrikli tramvaylar kuran,
    • Kudüs-Yafa, Ankara-İstanbul ve Hicaz demir yollarını yaptıran (Haydarpaşa Tren İstasyonunu da tabi),
    • İstanbul’un binlerce fotoğrafını çektiren, Arkeoloji müzeciliğini başlatan,
    • Chicago’daki turizm fuarına ülkemizi ilk kez sokan,

    • Kuduz aşısının bulunmasından sonra Ülkemizin ilk Kuduz Hastanesini (İstanbul Darü’l-Kelb Tedavihanesi) açtıran,
    • Polisiye romanların ülkemize girişini sağlayan, (14 yıl içinde basılan 4000 kitaptan sadece 200 kadarı dinle ilgili idi..)
    • Okullara (Hristiyan okulları dahil) gönderdiği emirde, Türkçe’nin iyi öğretilmesini isteyen, Azerbaycan okullarında Türkçe yasağını kaldıran, Paris’te İslam Külliyesi kuran!
    • Teselya savaşı sürerken saraylı hanımlara askerler için çamaşır diktiren de, hastaneleri ziyaret edip hastaların ihtiyaçlarını soran da, sarayın bahçesinde bile hastalara hizmet ettirten de!
    • Midilli adasını eşi Fatma Pesend Hanım’ın şahsi mülkünden ısrarla verdiği para ile Fransızlardan geri alanda O!
    • Israrla yerli kumaş giyen, Hereke bez fabrikası ve Feshaneyi kuran,
    • Ziraat Bankasını kuran, Ticaret, Sanayi ve Ziraat Odalarını açtıran,
    • Yıldız Çini fabrikasını, Beykoz ve Kağıthane kağıt fabrikalarını,
    • Toplu sünnet merasimleri yaptırıp her bir çocuğa çeyrek altın gönderen, bu yüzden yaz aylarında toplu sünnetleri moda eden,
    • Mezuniyet törenlerinde öğrencilere hediye kitap gönderen,
    • Yoksul halkına kendi cebinden ödeyerek kömür dağıtan,
    • Ermeni Onnik’in mektubu üzerine kendi parasından takma bacak yaptırtan,
    • Biriktirdiği parasından bir kısmını her sene borç yüzünden hapse düşenleri kurtarmaya tahsis eden,
    • Modern matbaa makinelerini Türkiye’ye getirten, ücretsiz kitap dağıttıran, 6 bin kitabın çevrilmesini sağlayan, Beyazıt kütüphanesini kurup 30 bin kitap bağışlayan (10 bini el yazmasıdır),
    • Yabancı bilim adamı ve yazarlara Nişanlar veren,
    • Her yıl 30 bin saksı satın alıp çiçek ektiren,
    • Bizim Hekimbaşı çöplüğü dediğimiz yerde gül yetiştiriciliği yaptıran da (Isparta’daki gül yetiştiriciliği de O’nun öncülüğünde başlamıştır),
    • Türkiye’nin birçok yerinde saat kuleleri yaptıranda O dur! (İzmir,Dolmabahçe..),
    • Hindistan, Cava, Afganistan, Çin, Malezya, Endonezya, Açe, Zengibar, Orta Asya ve Japonya ya elçiler ve din adamları gönderen,
    • Latin Amerika ülkeleri ile diplomasiyi başlatan,
    • Yalova Termal kaplıcalarını kurduran, Terkos’un sularını İstanbul’a taşıtan, Bursa’nın bir köyünde bile çeşme yaptırabilen O dur, (Sadece İstanbul’a 40 çeşme yaptırmıştır),
    • Sarayında yaptırdığı tiyatroda oyunlar ve opera izleyen,
    • Sarayda müzik okulu kurduran, çocuklarına piyano çaldırtan, hatta sarayda kızlar bandosu oluşturan,
    • Kendi elleri ile yaptığı marangozluk eşyalarını hediye etmeyi seven,
    • Kendisine yapılan bombalı suikast de 26 kişinin ölmesine, 58 kişinin yaralanmasına rağmen Ermeni katili affedip Avrupa da hafiyelik yapmaya gönderen de O dur.
    • Doğu Türkistan’a gönderdiği askeri yardım ile Çinlilere karşı onları örgütleyen, Çin'in göbeği Pekin'de Hamidiye Üniversitesini kurdurtan da,
    • Beş vakit namazını aksatmadan kılan, hiçbir evrakı abdestsiz imzalamayan (hatta yere bile basmayan [yatağının dibinde teyemmüm tuğlası bulunduruyordu]),
    • Yeni gemiler alan, toplar(Çanakkale Savaşı’ndaki çoğu top), tüfekler getirten de!
    • Telefonu Avrupa’dan 5 yıl sonra ülkemize getiren de O dur!
    • Kiliselere, sinagoglara yardım eden (hatta Vatikan’da kilise yapılmasına bile yardım eden),
    • Peygamberimize, dinimize veya Osmanlıya hakaret içeren oyunları kaldırtan (Fransa-İngiltere-Roma-ABD) (Bir piyes için bile Alman İmparatorunu devreye sokmuştur),
    • ABD’nin Erzurum’da konsolosluk açmasını reddeden, İzmir limanına izinsiz girmeye kalkan ABD savaş gemisini top ateşine tutturan,
    • İstanbul boğazı için iki köprü projesi çizdiren (bir tanesi tam bu günkü Fatih S.M.köprüsünün bulunduğu mevkidedir),
    • Darülaceze yaptırıp içine sinagog, kilise ve cami koyduran,
    • Çocuk hastanesi (Şişli Etfal [çocuklar] Hastanesi) açtıran,
    • Kendisine “Allah’ın belası”diyen Namık Kemal’i Rodos ve Sakız adası valiliklerine atayan, parasını cebinden ödediği yerde kabir yaptırtan,
    • Posta ve Telgraf teşkilatını kurduran (Sirkeci Büyük Postane binası..),
    • Abdülhamit ve Abdülmecid (dünyanın ilk torpido atan denizaltısı) adında denizaltılarımızı Taşkızak tersanesinde yaptırtan da (üstelik kendi cebinden..), O!
    • İlkokulu zorunlu tutan (kız ve erkeklere), ilk kız okullarını açtıran, 15 tane okulda karma eğitime ilk defa geçen,
    • Öğretmen yetiştirmek için okullar yaptıran (32 tane) (ör.şimdiki adı ile Bursa Çelebi Mehmet okulu), Kız Öğretmen Okullu açan (Daarül Malumat),
    • Cami yaptırdığı her köyde birde ilkokul yaptıran (Mesela sadece Sivas’taki ilkokul sayısı 1637), okuma yazma oranının 5 kat arttıran, (1900 yılında ilkokul sayısı 29.130’u bulmuştu, sadece Anadolu’da 14 bin ilkokul vardı)
    • Orta okul (Rüşdiye)sayısı 619’a çıktı, Fransızca dersleri konuldu,
    • Lise eğitimi için İdadiler açan (109 tane), (İstanbul Erkek-Kabataş Lisesi..)
    • İstanbul’da Darülfünün (Üniversite) açan, Dünyanın ilk Dişçilik okulunu kuran,
    • Ayrıca Deniz Mühendis Okulu, Askeri Tıp Okulu (GATA’nın atası), Kuleli Askeri okulu, Mekteb-i Harbiyeler (Harp Okulları yani) ,Askeri Baytar Okulu, Kurmay Okulu, Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler Fak.), Mekteb-i Tıbbıye-i (Marmara Ünv.Tıp Fak.), Mekteb-i Hukuk, Ziraat ve Baytar Mektebi, Hendese-i Mülkiye (Yüksek mühendis okulu), Daarül Muallim-i Adliye (Yüksek Adalet Okulu), Maliye-i Mekteb-i Ali (Yüksek Ticaret Okulu), Ticaret-i Bahriye (Deniz Ticaret Okulu), Sanayi-i Nefise Mektebi (Güzel sanatlar fak.), Hamidiye Ticaret Mektebi (İktisadi ve Ticari ilimler akademisi), Aşiret Mektebi (Osmanlılık fikrini yaymak için), Bursa’da İpekböcekçiliği okulu, Dilsiz ve Âmâ Okulu, Bağcılık ve Aşıcılık Okulu, Orman ve Madencilik Okulu, Polis Okulu onun tarafından kurulmuştur.
    • Unutmadan bide Ankara’da Çoban Okulu var..
  • "Önce Ermeniler gitsin,
    İstanbul'u İstanbul yapan değerleriyle;
    Dolmabahçe Sarayı'nı,
    Çırağan'ı,
    Kuleli'yi,
    Selimiye Kışlası'nı,
    Malta Köşkü'nü,
    Beyazıt Kulesi'ni,
    Dünyanın hayranlıkla bakakaldığı mimarilerini de alıp gitsinler.
    Giderken Ermeniler,
    Güllü Agop'u,
    Ara Güler'i,
    Mıgırdıç Magrosyan'ı,
    Onno Tunç'u,
    Garo Mafyan'ı,
    Adile Naşit'i,
    Cem Karaca'yı da unutmasınlar.
    İpek puşularını,
    Potinlerini,
    Nacarlarını,
    Vodistlerini,
    Çilingirlerini,
    Çömleklerini,
    Bakırlarını da alsınlar yanlarına Ermeniler.
    Topiği,
    Kuzu kapamayı,
    Çılbırı,
    Ciğer bohçasını da alsınlar...

    Kürtler de gitsin
    Kilimlerini, keçelerini,
    İlmek ilmek dokudukları halılarını denk edip gitsinler.
    Yaşar Kemal'i,
    Ahmet Kaya'yı,
    Yılmaz Güney'i,
    Ahmed Arif'i,
    Aynur Doğan'ı sakın unutmasınlar.
    Cigerxun'u,
    Ahmede Xani'yi,
    Mem u Zin'i,
    Balıklı Gölü,
    Aynzeliha'yı,
    Surları, burçları
    Deliloyu,
    Halayı,
    Çaçanayı,
    Şemameyi de yanlarına alsınlar.
    Zazalar da gitsin
    "Homa zanu kafır kamu" diyerek.

    Süryaniler de terk etsinler bu toprakları
    Telkariyi,
    Basmayı,
    Nahit ustalarını,
    Dokumalarını,
    Dayr-ul Zaferan'ı da alsınlar yanlarına.
    Ha, Coşkun Sabah'ı da unutmasınlar!

    Rumlar da gitsin
    Giderken cumbalı ahşap evlerini,
    Arnavut kaldırımlarını,
    Ve Selanik türkülerini,
    O güzelim Rum meyhanelerini,
    Rakılarını, mezelerini de alıp gitsinler Rumlar.

    Bulgarlar da gitsin
    Şarkılarını, türkülerini
    "Ayletme Beni"yi,
    "Arda Boyları"nı,
    Akıtmalarını,
    Börek, çörek, bozalarını,
    Komik aksanlarını,
    Naim Süleymanoğlu'nu,
    Sabahattin Ali'yi unutmasınlar.

    Çerkesler de terk etmeli bu toprakları
    Ama terk ederken
    Türkan Şoray'ı,
    Nazım Hikmet'i,
    İsterlerse Çerkes Etem'i de götürsünler.

    Lazlar;
    Fıkralarını,
    Takalarını,
    Horonu,
    Hamsiyi,
    Muhlamayı,
    Hatta Kazım Koyuncu'yu da götürsünler.

    Romanlar toplasınlar sazlarını, darbukalarını, çadırlarını
    Alıp gitsinler Neşet Ertaş'ı, Adnan Şenses'i
    Engin hoşgörülerini,
    Hamam sefalarını...
    O mozaiğin bütün renkleri gitsin
    Kalsın siyah-beyaz.
    O aşure kazanının bütün çeşitleri yok olsun
    Kaynasın o bulamaç.

    Kalın bir başınıza
    Bir dağ kadar sessiz
    Bir çöl kadar ıssız
    Bir bulut kadar ağlamaklı
    Bozkırın ortasında tek başına açan bir çiçek,
    Yapayalnız bir ağaç gibi...
    Irkınız,
    Diliniz,
    Dininizle bir tek siz kalın.
    Sonra birbirinizin yüzüne bakarak uzunn uzunnn...

    "O iyi insanlar, o güzel atlara binip gittiler."
    "O Kürdü, o Ermeni'yi dövmeyecektik" diyerek"

    Servet GÜNAY.....
  • Melezçamların sahibi tepelerin çatlaklarından bak
    parlayan Meath'e geri dönüş yolu yok
    izlerin bozgununda ve denize kaçan derelerin
    çan kuleli anaokulları sonra liman
    göğüslerini örtmeye çalışan bir kadın gibi
    ve
    terk etti beni
  • "Her bayram bana kart atar. Kendi çizdiği resimler, Boğaz, Kız Kulesi, Galata Köprüsü, Sarayburnu, Kuleli Askeri Lisesi... Her kartta İstanbul'un ayrı bir köşesi."
  • ‘’Bedenini betimlemek istiyorum. Sonsuzdur bedenin. Bedenin
    ince bir gül tacıdır bir bardak temiz suda. Bedenin
    bir yabanıl ormandır kırk kara oduncuyla. Bedenin
    derin buğu basmış ovalardır güneş doğmadan önce. Çan kuleli,
    akanyıldızlı iki gecedir bedenin, trenleri raydan çıkmış. Loş bir
    meyhanedir
    bedenin sarhoş gemiciler ve tütün tüccarları dolu: Caka satarlar,
    bardak kırarlar, tükürürler, küfürler savururlar. Bedenin
    koca bir donanma - denizaltılar, kruvazörler, hücumbotlar;
    demirler
    alınır gürültüyle, güvertede sular akar; denize atlar
    bir muço ortadirekten. Bedenin
    çoksesli sessizlik, 5 bıçak, 3 süngü ve 1 kılıçla delikdeşik. Bedenin
    saydam bir göl, -batık beyaz kent görünüyor dibinde. Bedenin
    kocaman, kanlı kollu, kıpır kıpır bir ahtapot ayın cam küresinde,
    öğleden sonra son imparatorun cenazesinin ağır ağır geçtiği
    ışıklandırılmış caddenin üzerinde. Bir sürü ezilmiş çiçek
    benzinle ıslanmış asfaltın üzerinde. Bedenin
    eski bir genelev Proastion sokağında yaşlı orospularla dolu,
    ucuz yağlı kalemlerle boyanmışlar, uzun takma kirpikler takmışlar, deneyimsiz bir kız da var, -zevk alıyor yattığı her müşteriden,
    paraları komodinin üzerinde bırakır, unutur saymayı. Bedenin
    gülpembe küçük bir kız; bir dilim taze ekmek
    ve tuza banıp kırmızı domates yer elma ağacının altına oturup; elma çiçeklerinden birini göğsüne sokar arada sırada. Bedenin
    kulağında bir ağustosböceği bağbozumcunun, -menekşe rengi bir
    gölge atıp
    esmer boynuna şakır tek başına üzümlerin hep birlikte
    söyleyemediklerini. Bedenin
    manzaralı bir harmanyeri tepenin en doruğunda -
    on bir bembeyaz at harmanlar başaklarını Kutsal Kitap’ın; altındır
    başaklar
    küçük aynalar saplarlar senin saçlarına ve üç nehir parıldar pırlanta taçlı iri kara ineklerin eğilip
    su içtikleri ve ağladıkları yerde. Sonsuzdur bedenin.
    Betimlenmez senin bedenin. Ve ben betimlemek istiyorum onu,
    bedenime sımsıkı bastırmak, onu kendime sığdırmak ve ona
    sığmak.’’