7/10
·198 syf.··
Beğendi
·
2026 64. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 12:57
Tarih okumalarını seviyorum. Birçoğu bilgileri tazelerken, o güne kadar hiç bir şekilde karşılaşmadığın yeni bilgiler ile karşılaşınca da keyfi katlanıyor. Kazım Karabekir Paşa, Milli Mücadelenin Doğu Cephesi Komutanı, şöhreti "Şark Fatihi", " Ermenistan Fatihi ". 1882 doğumlu, atadan asker bir ailenin çocuğu olarak çok küçük yaşta başladığı öğretimini gıpta edilecek şekilde birincilikler ile süslemiş. Aynı liseden mezunuz. Kuleli Askeri Lisesi'ni, Harp Okulu'nu, Harp Akademisi'ni birincilik ile bitirip Kur.Yzb. olmuş. Dikkatimi çekti 1919 İstanbul'una kadar Mustafa Kemal ile neredeyse yolları hiç kesişmemiş, veya kaydadeğer görüşmeleri olmamış. Enver Paşa ile, Cevat Paşa ile, İsmet İnönü ile defaten karşılaşmış ve görüşmüşler. Birlikte çalışmışlar. Ama Mustafa Kemal Paşa'yı milli mücadelenin lideri olarak gören Kazım Karabekir Paşa, Erzurum'da " Bütün kolordumla emrinizdeyim Paşa'm" diyerek milli heyecanı ateşlemiş. İlk defa karşılaştığım bir bilgi ise; Cumhuriyet ile gelen bazı inkılapları önceden uyguladığı, mesela soyadı kanunu çıkmadan 23 yıl önce 1911 yılında resmi müracaat ile soyunun adı olan "Karabekir" soyadını kullanmaya başlaması. Okumak zenginlik. Keyifli okumalar...
Kazım Karabekir PaşaNuri Köstüklü · Türk Tarih Kurumu · 017 okunma
SAFRAN - LAKİ'NİN SEVDASI
10/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
İnsanın ruhu evinden bir kez sökülmeye görsün; artık gittiği her şehir bir sürgün, oturduğu her sofra bir emanet, sığındığı her kucak bir gurbet oluyor. "Safran: Laki’nin Sevdası" kitabının sayfalarını çevirirken, o ilk cümleden itibaren boğazımda takılı kalan o buz gibi "sığıntı" hissiyle yüzleştim. Laki’nin dokuz yaşında babası Konstantin’i toprağa verip hayatını sıradanlaştırmaya çalışması, aslında bir çocuğun acı karşısında verebileceği en ağır sınav. Kendi felaketini "herkesin başına gelebilir" diye normalleştirmeye uğraşırken, aslında yasını içine gömüp kendine duygusal bir zırh örmüş. Balkonak’a, o hiç bilmediği acımasız dünyaya adım attığı an, Laki sadece coğrafya değiştirmemiş; kendi çocukluğunu bir daha hiç uğramayacağı bir limanda bırakmış. O yaşta omuzlarına binen "ailenin reisi olma" yükü, aslında onun kendi duygularını hissetmesini engelleyen bir savunma kalesi inşa etmiş. Dayısı Yorgo’nun o despot gölgesinde, ruhuna dar gelen ilahileri piyanonun tuşlarında zorla icra ederken hissettiği o sıkışmışlık hali tam bir varoluş sancısı. Piyano burada disiplini, başkalarının istediği o sahte düzeni temsil ederken; Yovanaki Efendi’nin ölmeden hemen önce Anastasia’ya bıraktığı o mızıka, yani "Safran", özgürlüğün tek nefeslik isyanı gibi duruyor karşımızda. 1913’ün o son saatlerinde, tam da rahmetin düşüşünden dokuz ay on gün sonra gelen Anastasia, Laki’nin karanlık çöken dünyasına doğan bir şafak vakti sanki. Bir yanda dilsiz ablası Maria’nın o her şeyi gören sessiz şahitliği, diğer yanda Keti’nin o hüzünlü güzelliği arasında Laki, kendi içindeki o derin boşluğu notalarla doldurmaya çalışıyor. 1914’ün o entrika dolu yazından 1922’nin barut kokulu günlerine uzanan bu yolculukta Laki’yi sadece bir savaş mağduru olarak değil, kendi içindeki diktatörlerle çarpışan bir
SafranNeslihan Stamboli · Ayrıkotu Yayınları · 20261 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
7/10
·333 syf.··
2026 61. kitabı
Bir Kuleli Hikayesi #okudumbitti Bitince kapağını kapatıp hemen başka bir şeye geçemediğim kitaplardan oldu. Çünkü okurken sadece bir “yarım kalmış aşk” okumuyorsun; yıllar boyunca içine atılmış cümleleri, susarak taşınmış vicdan yükünü, bir ülkenin belleğinde iz bırakan kırılmaları da karakterlerle birlikte yürüyorsun. Hikâyenin kalbinde Mustafa var: Kuleli’de okuduğu yıllarda, akasya kokulu bir yazın içine düşen o ilk, masum aşk… Ama bu masumiyetin üstüne bir anda kapanan bir karanlık var: darbe gölgesi, kayboluşlar, açıklamasız gidişler. Akasya’nın bir gün “yok” olması, Mustafa’nın hayatında bir boşluk değil, sanki hiç kabuk bağlamayan bir yara gibi kalıyor. Yazarın en iyi yaptığı şey de bence bu: kaybı dramatize edip süslemek yerine, kaybın gündelik hayatta nasıl taşındığını gösteriyor. Yıllar geçiyor, hayat devam ediyor ama insanın içinde bir yer “orası” hep aynı kalıyor. Günümüze geldiğimizde Beyoğlu’ndaki sahaf dükkânı, romanın duygusunu çok güzel taşıyan bir mekâna dönüşüyor. Tozlu sayfalar, eski kitaplar, raf aralarında biriken hatıralar… Ve sonra o fotoğraf. Çok basit bir nesne gibi duruyor ama bir anda yılların üstünü örttüğü her şeyi kaldırıp masanın üstüne koyuyor. İşte burada tempo da yükseliyor: Mustafa’nın iki eski dostuyla tekrar bir araya gelişi, kızı Zeynep’in (gazeteci refleksiyle) işin içine girip daha geniş bir çerçeve açması, İstanbul’un farklı yüzlerinde iz sürmeleri… Bu kısım, “polisiye” tadı vermeden merakı diri tutuyor. Ben en çok buna şaşırdım: Hem duygu yoğun hem de sayfalar akıyor. Romanın bir diğer güçlü tarafı, yakın tarihle kurduğu ilişki. Dönemi “arka plan dekoru” gibi kullanmıyor; karakterlerin kararlarına, korkularına, suskunluklarına doğrudan etki eden bir iklim olarak hissettiriyor. O yüzden Mustafa’nın yaşadığı iç savaş daha
Bir Kuleli HikâyesiOgün Burak Aydıner · İkinci Adam Yayınları · 202524 okunma
9/10
·415 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
Bir Türk Ailesinin Öyküsü-464 sayfa İrfan Orga 1914 yılında 1. Dünya Savaşı'nın başlamasından bir yıl öncesindeyiz. Beş yaşındaki İrfan ve kardeşi Mehmet,aileleriyle yaşadıkları evde huzurludurlar. Anneleri kendi halindedir. Onlara İnci bakmaktadır. Savaşın başlaması hayatlarının düzenini bozacaktır. Dedeleri savaş başlamadan ölmüştür ve babaları da savaşa katılmak zorundadır. Savaş yaşamlarını olumsuz etkileyecektir. Babalarının savaşta ölmesi, evlerinin yanmasıyla hayatları zorlaşmaya başlar. Babaanne ve anneleriyle kalırlar. Anneleri alışkın olmadığı bir düzene uyum sağlamak için elinden geleni yapacaktır. Mehmet ve İrfan'ın Kuleli'de eğitime başlamaları, annenin yaptığı el işlerinin rağbet görmesi durumlarını toparlatır. Daha önce 1. Dünya Savaşı'yla ilgili bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Genelde 2. Dünya Savaşı anlatılıyordu. Açıkçası kitap beni etkiledi. Kitap Orga'nın Kuleli'ye gidişine kadar ki dönemi daha çok anlatıyordu. Kuleli,Cumhuriyet'in kuruluş dönemi ve sonrası daha azdı. Orga'nın neden bu şekilde yazdığını oğlu Ateş Orga son eklenen bölümde açıklıyor. Kitabın en büyük özelliği; ilk olarak ingilizce basılmasıdır. Anı kitabı olarak yazsa da otobiyografik roman olma özelliği ağır basıyordu.
Bir Türk Ailesinin Öyküsüİrfan Orga · Everest Yayınları · 20181,013 okunma
9/10
·333 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
Merhabalar Bugün sizlere kalemiyle yeni tanıştığım yazar @ogunburakaydiner kaleme aldığı Bir Kuleli Hikayesi ile geldim. Kitap çok güzel yazarın kalemi oldukça akıcı bir bakayım dedim kitap bitti bile. "Bazen yaşadığını bilmek, öldüğünü kabullenmekten daha zordur." "Akasya kokulu bir sokak, kalbimi bıraktığım bir yaz 1979." Emekli albay Mustafa'nın kaybolan aşkını okurken uzaklara dalıyoruz. Tarihi çınar ağaçlarının çevrelediği bir kaleydi Kuleli Askeri Lisesi. Albay Mustafa o liseden mezun olmuştu bir aşkı vardır boğazında hep yumru gibi kaldığı. 1979-1980 darbesinde kaybetmiş ne ölüsünü nede dirisini bulamamıştı. Aramaktan yorulmuş ama asla bıkmamıştı. Kitap seven, kitap kokusunu bilen insanlar iyiki var bunu okumak bile okadar kıymetli ki. Mustafa albay artık emekli olmuştu ve ömrünün kalanını kitap kokusu, kitap sayfaları arasında geçirmek istediğinden İstanbul'da beyoğlu pasajında kendisine bir sahaf açar. Birgün sahafa gelen ve eline aldığı İnce Memed kitabında eski ayraç görevini gören bir resim bulur. Çok heyecanlanır hemen iki yakın dostu olan Doğan ve Hamza'yı yıllardır gitmediği çınaraltına çağırır. Yakın arkadaşlar orada buluşur hemen konuya giren Mustafa durumu anlatır ve yıllardır aradığı aşkı eski bir kitabın içinden çıkan Akasya'nın resmiyle incelemeye başlarlar. Mustafa'nın 40 yıl sonra bir umudu vardır. Geçmişe geleceğe yolculuğu başlar. Bu arayışta her şeyi yapmaya hazır dostları ve zeynep vardır. Çok uzun arayışlar başlar hatta Hollanda'ya kadar uzanır sonrasında nihayet aradığı aşkı Akasya'yı bulur fakat yakın dostu Hamza'yı ne yazıkki kaybeder. Aşkını bulmuş olabilir ama Şimdide dostunu kaybetmenin vicdanı yüzünden rahat edemez. Yıllardır dostu olan insan artık yoktur peki Akasya'yı bulmak buna değdi mi dersiniz? Akasya aradığı
1000Kitap
Bir Kuleli HikâyesiOgün Burak Aydıner · İkinci Adam Yayınları · 202524 okunma
10/10
·316 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
Ömer Burak Sert- Ahmet Şahin / Büyük Türkiye'nin Mütefekkiri DÜNDAR TAŞER'in Asırlık İzleri. Milletimizin yetiştirdiği, önemli değerlerden birisidir Dündar Taşer. 1925 yılında Gaziantep'te çiftçi ve tüccar bir ailenin oğlu olarak dünyaya gelen Dündar Taşer, 1932 yılında Kuleli Askeri Lisesine başlayarak fiili olarak üniforma giyer, binbaşılığa kadar yükselir. 1960 ihtilalinde Alparslan Türkeş ile beraber hareket etmesi dolayısıyla, 14'ler olarak isimlendirilirler, dünyanın değişik ülkelerindeki büyükelçiliklerimizi sürgün edilirler. Sürgünden ülkeye dönünce, Alparslan Türkeş liderliğinde siyasi hayata atılarak, parti bölge müfettişliği, Genel Sekreter Yardımcılığı, Genel Sekreterlik, Genel Başkan Yardımcıları gibi aktif görevlerde bulunur. 1972 yılında şaibeli bir trafik kazası ile vefat eder. Dündar Taşer Türk askeri, fikir ve siyaset hayatında silinmez izler bırakmış önemli bir şahsiyettir. Subay, mütefekkir, aksiyon adamı, siyasetçi ve dava eri. .. her biri Dündar Taşer'in hayatında belli bir dönem veya yönü temsil etse de bu yönlerin tamamı tek bir bütün oluşturur, diyen yazarlar, Takdim yazısında bu özelliklerine dikkat çekiyor. OYAK'tan MEYAK'a, DPT'den Ülkü Ocakları'na kadar pek çok kalıcı kurumun banisi olan Dündar Taşer, kısa hayatını milli, manevi değerlerle dolu bir Türk aydının sorumluluğu ile yaşamıştır. Doğumunun 100.yılı dolayısıyla hazırlanan, vefa örneği olan eserde Takdim yazısı dışında 13 makale yer almaktadır. Dündar Taşer, Ülkücü Hareketin tarihi sürecini merak edenlerin faydalanabileceği bir eserdir. #Kitapşuuruinsanlıkşuurudur.
Dündar Taşer’in Asırlık İzleriKolektif · Töre Devlet Yayınları · 20252 okunma