Viyana'da Saray Kütüphanesi'nde çalıştım, o günden bugüne Berlin, Dresden, Paris, Bodleian, San Marco, Bologna Bourbonico ve Vatikan Müzelerinin kütüphanelerinde okudum ve özetler yaptım, fakat hiçbir yerde Abdulhamid Kütüphanesi'ndeki gibi hevesli ve mutlu çalışmamıştım. Öğlenleyin minarelerden ezan işitildiğinde, tüm okuyucu topluluğu, beni yerimden kaldırmadan ve rahatsız etmeden namazlarını kılmak için ayaklanırdı. Kütüphane salonu düzenli dört cihete göre inşa edilmemişti, bundan dolayı hiçbir duvar doğrudan güneye bakmadığından kıblenameye, namaz pusulasına göre eğik saflar halinde salonun ortasında saf tutarlar; Hafızu'l-Kutub, kütüphanenin idarecisi namaz kılanların imamı olarak öne geçer ve rahlemden seyrettiğim ve dinlediğim kılınan namaz sonrası herkes kendi yerini tekrar alırdı, ta ki bir sonraki ezana (ikindi) kadar. İkindi, öğlen ve akşam arasında okunur ve kütüphane bu zamanda kilitlenirdi. Elçilik sarayındaki öğlen yemeği saatini kaçırmamak için oradan ayrılmak zorundaydım. Salıları ve cumaları Rumî haftanın mutat bayram günleri de kütüphane kapalıydı...