Ali Suat Şen

Ali Suat Şen
@Suat1988
Emekli (Mak.Müh.)
Yüksek Lisans (Sosyoloji)
Ankara
İzmit
183 okur puanı
Kasım 2025 tarihinde katıldı
X, "Şimdi Kanlı Et Yemek Lazım"
"Burç" hanının öyle muhteşem bir görüntüsü yoktu; ama ben, zamanın etkisi ve ocağın isiyle kirişleri kararmış bu viran evleri, posta arabalarıyla yolculuk edilen zamanlara ait bu hanları, yakında birer anı olup çıkacak bu sallanan yapıları severim. Geçmişe aittir onlar, tarihin bir parçası, bir şeylerin devamıdırlar; yollarda maceraların yaşandığı dönemlere ait Yol hikâyelerini hatırlatırlar. "Burç" hanının iki yüzyıllık, belki de daha eski olduğunu ilk bakışta fark ettim. Taş ve sıvaları güçlü ahşap iskeletin sağından solundan dökülmüştü, "X" ve "V" kirişleri yıpranmış çatıyı hâlâ yılmadan ayakta tutmaya çalışıyordu. Çatı, dayanaklarının üstünde, tıpkı bir sarhoşun alnından kayan kasketi gibi hafifçe yana kaymıştı. Giriş kapısının üstündeki demir levha sonbahar rüzgârında gıcırdıyordu. Yerel bir sanatçı, Glandier şatosunun kulesinde görüldüğü gibi, sivri bir çatıdan ve bir ışık bacasından yükselen bir tür kule resmi yapmıştı üzerine. Bu levhanın altında, eşikte sert çehreli bir adam, alnındaki kırışıklıklara ve çatık kaşlarına bakılırsa, hayli karanlık düşüncelere dalmış gibiydi...
Sayfa 83 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 7.Basım, Eylül 2025·Kitabı okuyor
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
IX, Muhabir ve Polis
Üçümüz birlikte küçük eve döndük. Binaya yüz metre kadar kala muhabir bizi durdurdu ve sağımızdaki küçük bir koruluğu göstererek şöyle dedi: - İşte saldırgan buradan gelip küçük eve girdi. Büyük meşelerin arasında böyle başka korular da olduğu için, saldırganın niçin başka korulukları değil de, bu koruluğu seçtiğini sordum ona; Rouletabille, tam bu koruluğun yanından geçen ve küçük evin kapısına yönelen patikayı göstererek cevap verdi bana. Gördüğünüz gibi, bu patika çakıl döşeli, dedi. Küçük eve gitmek için adamın oradan geçmiş olması gerekir; yumuşak toprakta ayak izlerine rastlanmıyor çünkü. Bu adamın kanatları yok. Yürüdü ama ayakkabıları altında yuvarlanan çakıllar üstünde yürüdüğü için hiçbir iz bırakmadı. Bu patika küçük evden şatoya giden en kestirme yol olduğu için, çakıllar çok sayıda kişinin ayakları altında yuvarlanmıştır. Güz sonunda ve kışın yaprak dökmeyen -defne ve karayemiş gibi- ağaçlardan oluşan koruluk, küçük eve gireceği zamanı bekleyen saldırgan için uygun bir barınak oldu. Bu adam, Mösyö ve Matmazel Stangerson'un, sonra da Jacques Baba'nın çıktığını, saklandığı o yerden gördü...
Sayfa 73 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 7.Basım, Eylül 2025·Kitabı okuyor
I, Kafamız Karışıyor
Joseph Rouletabille'in olağanüstü serüvenlerini burada anlatmaya başlarken oldukça heyecanlandığımı söylemeliyim. Bu adam, bugüne kadar öyle açıkça karşı çıktı ki bana, son on beş yılın en acayip polisiye öyküsünü bir gün yayımlayabilme umudumu neredeyse kaybetmiştim. Eğer ünlü Stangerson'un kısa bir süre önce Legion d'honneur Büyük Haç nişanına aday gösterilmesi üzerine bir akşam gazetesinde çıkan cehalet ya da cüretkâr bir ihanet örneği olan o sefil makale, Joseph Rouletabille'in bana söylediğine göre ebediyen unutulmasını istediği o korkunç serüveni yeniden canlandırmasaydı, halk "Sarı Oda" olarak bilinen; bunca gizemli, gaddar ve sansasyonel dramın kaynağını oluşturan, dostumun da çok yakından karışmış olduğu olağanüstü olay hakkındaki tüm hakikati hiçbir zaman öğrenememiş olacaktı diye düşünüyorum. "Sarı Oda!" On beş yıl önce, üzerinde bu kadar çok yazılıp çizilen bu olayı kim hatırlar ki şimdi? Paris'te olaylar çok çabuk unutulur...
Sayfa 1 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 7.Basım, Eylül 2025·Kitabı okuyor
"Dayanın Kamber Ata'nın çocukları dayanın! Biliyorsunuz, işiniz her gün bu kadar zor değil. Bugün kar yağıyor ama yarın açar. İleri, deeh! deeh! Dayanın Çolpan-Ata'nın çocukları! İşte tarlaların başına geldik, şimdi dönüp öbür başa gideceğiz. Dayanın, yavaşlamayın! Pullukları durdurup sizi çözmeye hakkım yok benim! Kış boyu sizi bu iş için hazırladık, semirttik. Dayanacağız, başka çaremiz yok. Katı toprak, yumuşak toprak demeden sürüyorum sizi. Ne kadar zora koştuğumu biliyorum. Ne yapalım, başka türlü buğday ekilmez ki. Ne diyordu ihtiyar Çekiş: Bu işler yüzyıllardan beri böyle yapılıyor, böyle yapılacak... Ter dökmeden buğday alınmaz! Ekmeğin hamuru terle yoğrulur. Ne var ki ekmeği yiyenler bunu bilmiyor, düşünmüyor. Çok, çok ihtiyacımız var buğdaya. Siz ve ben bunun için geldik Aksay'a...
Sayfa 113 - Ötüken Yayınları, 40.Basım, İstanbul 2026·Kitabı okudu
Baharı andıran güneşli bir gündü. Mevsim ne kış ne bahardı ama, güzel bir öğle vaktiydi. Doğanın bütün güçleri durgun ve tam bir uyum içindeydi. Çevrede her şey temiz, suskundu. Göz alabildiğine uzanıyordu kırlar. Yalnız, karın incelip eridiği yerlerde kara koyu topraklar görünüyordu. Gökyüzü berraktı, uzaklarda karlı yüce dağların beyazlığı göz kamaştırıyordu. Çevreyi kuşatan bu alanlar ne kadar da büyüktü ve insanoğlu buralarda ne çileler çekmişti! Sultanmurat durdu. Manas sıradağlarının eteklerinde oluşan geniş yaylaların ötelerine bakarak Aksay ovasını görmeye çalıştı. Fakat Aksay denilen o uzak ovanın olması gereken yerde sonsuz alanlardan ve parlak gökyüzünden başka bir şey göremedi. Yakında gidecekleri yer öyle bir yerdi işte. Orada nasıl yaşayacaklardı? Kaygılı bir ürperti kapladı bir anda vücudunu. Fakat o gün hava güzeldi. Hacımurat sevinç içindeydi. Yanında ağabeyi, aralarında köpekleri Aktoş'la yakacak toplamaya gelmişlerdi buraya. Eşeğine de binmişti üstelik. Bu koca dünyada kendi başlarına idiler. Bağımsızdılar. Bütün bunlar onu coşturmuştu. İnce çocuk sesiyle, savaş öncesi şarkılarını söylüyordu durmadan...
Sayfa 74 - Ötüken Yayınları, 40.Basım, İstanbul 2026·Kitabı okudu