Hilâl

Hilâl
Ve bu gurbet Allah hasretinden başka hiçbir şey değil •
İzmit
67 okur puanı
Mart 2018 tarihinde katıldı
Puan vermedi·382 syf.··
2021 10. kitabı
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın dili kullanmadaki mahareti, kelime hazinesinin genişliği, sıradan olaylardan dahi hayat dersleri çıkarması, karakter analizleri, dönem çatışmaları ve tezahürlerini aktarma kabiliyeti ve daha nice hoş yanı ile kalemini naçizane beğendiğimi, kitabını keyifle okuduğumu ifade etmeliyim. Özellikle kendi olmakla başkası olmak arasındaki gerilimi öyle güzel işlemiş ki kendinizi aniden karakterler ve olayların içindeki ironik çatışmaları yaşarken bulabilirsiniz. Hayri İrdal'ın haklı duruşunu geçim derdiyle ve türlü sıkıntılarla derbeder edişi, silik ve sönük hale getirişi büyük bir metafor esasen. Kendiliğini kaybeden insanımızın kendini nasıl tahkir edip küçümsediğini, bunun kendini inkar etmeye ve bir yalana inanmaya varan yolunu bu mecaz üzerinden anlatıyor yazar. Hayri İrdal'ın şu cümleleri bunu özetler nitelikte, "Ne yaşadığım hayatı beğeniyor ne yenisine gidecek kudreti kendimde buluyordum." (s.146) Arafta ve yorgun bir hayat, bugün toplumumuzu da özetleyen bir hal bu. Sonra modernizm üzerine de birçok eleştiri mevcut kitapta. Mesela radyonun varlığını sevmiyor Hayri Bey, çünkü radyonun musikiyi de tıpkı diğer sıkıntılı günlük haberler gibi kulağa doluşan bir şey haline getirmesinden şikâyetçi. Yahut zanaatkar ile tüccarı, fabrika ile el işi ustalığını mukayese ederken çokluğun getirdiği sıradanlıktan da şikayeti var. Bir de sermayenin değil sevgi ve becerinin kazandığı dönemleri hasretle anıyor. Sosyal medya hakimiyetindeki bugünde yaşasa daha neler neler derdi kim bilir.. Bunun yanında Halit Ayarcı karakteri de bu yenilikçi ve modern hareketin sembolü. Ve Hayri efendi ona hayran. Çünkü diyor, o hayatta mağlup olmamış gibi dimdik. Bu ilginç bir tasvirdir; bir medeniyete veya bir ideolojiye (mesela modernizme, batı merkezli düşünceye) bakışı da
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202352,9bin okunma
Reklam
Puan vermedi·304 syf.··
2021 8. kitabı
Kitap ciddi bir birikim ve kabiliyetin meyvesi. İbrahim Kalın'ı tanıdıkça kitabı ve meramını daha iyi anlamak mümkün. İnsanlığın birikimini kullanıp kendi ilkelerimize göre yeni bir söz üretmenin derdinde olduğunu bu eserinde açıkça görebiliyoruz. Neredeyse tamamını çizerek not alarak okuduğum kitabı, keyifle ve bitmesinden çekinerek okuduğum da doğrudur :) Allah yazarın kalemine kuvvet versin, gayretlerinde ihlasını artırsın. Yazar eserinde, medeniyetin ne olup ne olmadığı üzerine mülahazalarda bulunurken bizi de basmakalıp bilgilerden arınarak Batı ve İslam düşüncelerini derinlemesine incelemeye yönlendiriyor. Medeniyet terakkisinin teknik ilerleme temeline dayandırılması hatasını anlatırken modern, barbar ve medeni kavramlarındaki algımızı da tashih ediyor. Barbarlığın teknik ilerleme kisvesi altında sunuluşuna güncel örnekler eşliğinde izahat getiriyor. Okudukça medeniyet kavramının değişimi ile -ki buna yozlaşma da denilebilir- içinin boşaltılıp mübah görülen sömürü araçlarıyla doldurulmasını daha iyi anlayabiliyoruz. Medeniyetin sömürge aracı olmasını ve arka planını dikkatle okuyoruz. Ayrıca kitap boyunca, hayatlarımızı şekillendiren varlık tasavvurunun doğru bir tasavvur ile güncelleştirmenin samimi derdine de şahit oluyoruz. Akıl, varlık ve bilgi tasavvuru, güzellik ilmi ve sanat, adalet, düzen, insan, şehir, medeniyet kavramlarını temellerine inerek okuma fırsatı buluyoruz. Farabi'den İbni Haldun'a büyük düşünürlerimizden istifade edip İslam düşünce geleneğinin neliğini idrak etme fırsatı buluyoruz. Bunların yanında bizi karamsarlığa itmesi muhtemel tüm o hata ve acılara rağmen yazarın ümitvar tutumuyla da karşılaşıveriyoruz. Son sözde belirttiği gibi kainatla ve Yaratan ile doğru irtibatı kuvvetlendirmek yeşermeyi ve kök salmayı sağlayacaktır. Yeşermemiz
Barbar Modern Medeniİbrahim Kalın · İnsan Yayınları · 2022849 okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2021 7. kitabı
Yazarın tefekkür kabiliyetine hayran kalarak okuduğum bu kitapta çeşitli deneme yazıları bulunuyor. İş makinelerinden evlerin kendine has kokularına kadar gayet olağan bulduğumuz şeylere çok farklı bakış açılarıyla bakan yazar ayrıca sabah vaktine bakış, kitaplara karşı tutum, camideki özel(!) yerin mahiyeti vb konulara da değinerek yitirdiğimiz nice güzelliği bize hatırlatıyor. Özellikle doğup büyüdüğü şehre bakışındaki değişimi, beni de tanıdığımı sandığım şehrimi yeniden araştırmaya yönlendirdi. Şehrin ve unsurlarının tarihinin okunması ile aidiyet duygusunun nasıl da pekişeceğini ben de yazar gibi hayretle fark ediyorum. Hafız yetişen evin hafızca düzenine değindiği kısımda, tutarlılığın ve bir gayenin hayatın tüm alanlarına sirayet etmesinin önemini bilhassa not alıyorum; hem kağıda hem zihnime. En önemlisi de şu: Yaşadığı olaylar ve tanıdığı insanlar yani kaderi, yazarın büyük hazinesi. Bu tespiti yaptıracak kadar çok ve güzel hatıralarla bezeliydi kitap. Fakat ilginç olan bu değil; ilginç olan yazarın bu kısa hatıralarının özellikle çocukluk hatırlarının üzerinde dururkenki geniş tefekkür kabiliyeti. Her yaşanmışlığın üzerine öyle güzel ve özgün düşünmüş ki zamanlara sığmayacak nasihatler beraberinde gelivermiş, her defasında. Bu durum bana tefekkür için çok daha fazla dua ve gayret etmem gerektiğini hatırlattı. Yaşadığım yere, zamana, olaylara ve insanlara bakışımı değiştiren, kaderin güzel hatıralarla aslında bir hazine olduğunu anlatan bu kitabı samimiyetle tavsiye ederim. Keyifli okumalar dilerim.
Avarelik GörgüsüAhmet Murat · Ketebe Yayınları · 20221,051 okunma
Puan vermedi·112 syf.··
2021 6. kitabı
Kitapta yoksul ve yoksun bırakılmışlar, yolda kalmışlar ve mustazaflar üzerine samimi yorumlar yer alıyor. Kapitalist ve emperyalist bir sistemin içerisinde ayakta durmaya gayret eden son geminin, müslümanlığın neyi gerektirdiğine işaret ediliyor. Yazar, büyük işler küçük görülen ama samimi işlerle başarılır diyor. İslam devleti kurmak için bir çay ısmarlayı tavsiye ediyor. Önce zihinler temizlensin ki temiz zihin doğruyu kavrayabilsin diyor. Kredi kartıyla camiye girmeyi sorguluyor, kırk evi olan bir adamla ona zor bela kira ödeyen kırk adamın aynı halkada sohbet dinlemesindeki noktaları düşünelim istiyor, modern zamanların tabiatı tabii halinden nasıl kopardığını üzülerek anlatıyor ve lâ diyen ümmetin neye lâ dediğini unutmasına yanıyor. Ve yazarın samimi haykırışları bende sahiden yankı buluyor. Çünkü olanlara veya olması gerekip de olmayanlara yazarla birlikte üzülüyor, birlikte dertleniyorum. Yazarın bu kitabını Allah'ını seven defanstan ayrılmasın kitabından sonra okudum ve iyi ki öyle nasip olmuş diyorum. Yazar Muammer Bilgiç müslümanca bir duruşun gereklerini kendine has üslubuyla dile getiriyor. Bu gerekleri çoğu zaman güncel meseleler vesilesiyle dile getirdiğinden siyasi alan ve oy kullanımına da sıkça vurguda bulunmuş. Kitapta yer alan eleştiri ve nasihatlerindeki samimiliği ve cesaretinden ötürü kendisini takdir ettim fakat gerçekleri görmezden gelmek olmaz. Müslümanca bir duruş iddiasıyla bu iddiadan çeşitli etkenlerle uzaklaşan bir iktidar var; fakat bir benzerini başka şekilde yaşayan diğer bir oluşumu da sırf iktidar olmadı, yazarın deyimiyle emperyal güçlerin desteğini almadı diye aklamak hatalı bir tutum zannımca. İmanımızı, İslamımızı siyaset endeksli yaşamaktan Allah'a sığınırız fakat bu yöndeki samimi gayretlerin memlekette illa ki bir siyasi
Dünya Bir Deplasman Biz de Yetimler GibiyizMuammer Bilgiç · MGV Yayınları · 2019281 okunma
Puan vermedi·158 syf.··
2021 5. kitabı
Yazarın da söylediği gibi 'antikahraman'ımız mazlum mahzun ama bazen zalim diyebileceğimiz rolleriyle insan olmanın yahut olamamanın hikayesini yazmış bizlere. Tüm çelişkileri tüm çatışmalarıyla sorguladığı şey: "..şunu bir denemek istiyorum: İnsan kendi kendine karşı tamamıyla samimi olabilir mi?.." (s.43) İnsan içindeki tüm gerçekliğe; iyilik ve kötülüğüne karşı dürüst olabilir mi? Hadi diyelim bunu başardı peki ya sürdürebilir mi, diyelim bunu da başardı dış etkilerin boyunduruğundan matematiksel formülle izah edilmiş insan olma kalıbından korunabilir mi? İnsan sahiden canlı bir hayatın öznesi olabilir mi, kitaplarda ve masallardaki çizgiyi kendi hayatında yaşaması mümkün mü? Sınırlar ve sınırsızlıkları takdir ederken başarıya ulaşması bir hayal mi? İnsan kalıplaşmadan sıcak ve gerçek bir hayatı capcanlı yaşayabilir mi? Tüm bu sorular Dostoyevski'nin yeraltında yankı buluyor. "Hayat kederiyle acısıyla da güzeldir. Yaşamak nasıl olursa olsun arzu edilir." (s.100) diyen yazar gerçek bir yaşamın sırrını arıyor hikayesinde. İçte ve dıştaki tüm kibir, cehalet, kötülük iktidarını doğru kullanabilmenin peşinde kıvranıp duruyor. Hem öz nefsinin hem toplum tabularının ve dayatmalarının güçlüğü içerisinde 'canlı hayat'ı yaşamanın mümkünatını düşünüyor, dert ediniyor. Öğütlerin, yol göstericilerin varlığını kabul etse de insandaki kötülük meylinin var oluşuyla yüzleşilsin istiyor. Kendini inkar etmeden gerçeğin samimiyetle itiraf edilmesini istiyor. Bunu da bazen küstah bazen kibirli ama içinde çoğu kez mahcup ve çaresiz bir karakterle canlandırıyor. Yazarın kendiyle yüzleştiği kitapta hikaye, hepimizin yaşamla bağını az ya da çok kaybettiğini kör topal idare ettiğimizi hatırlatarak son buluyor.(s.138) Ve diyor ki: " İnsan olmak yani gerçek kendi vücuduna sahip, kanlı canlı
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 2025159,4bin okunma
Reklam