Ahmet Hamdi Tanpınar'ın dili kullanmadaki mahareti, kelime hazinesinin genişliği, sıradan olaylardan dahi hayat dersleri çıkarması, karakter analizleri, dönem çatışmaları ve tezahürlerini aktarma kabiliyeti ve daha nice hoş yanı ile kalemini naçizane beğendiğimi, kitabını keyifle okuduğumu ifade etmeliyim. Özellikle kendi olmakla başkası olmak arasındaki gerilimi öyle güzel işlemiş ki kendinizi aniden karakterler ve olayların içindeki ironik çatışmaları yaşarken bulabilirsiniz.
Hayri İrdal'ın haklı duruşunu geçim derdiyle ve türlü sıkıntılarla derbeder edişi, silik ve sönük hale getirişi büyük bir metafor esasen. Kendiliğini kaybeden insanımızın kendini nasıl tahkir edip küçümsediğini, bunun kendini inkar etmeye ve bir yalana inanmaya varan yolunu bu mecaz üzerinden anlatıyor yazar.
Hayri İrdal'ın şu cümleleri bunu özetler nitelikte, "Ne yaşadığım hayatı beğeniyor ne yenisine gidecek kudreti kendimde buluyordum." (s.146) Arafta ve yorgun bir hayat, bugün toplumumuzu da özetleyen bir hal bu.
Sonra modernizm üzerine de birçok eleştiri mevcut kitapta. Mesela radyonun varlığını sevmiyor Hayri Bey, çünkü radyonun musikiyi de tıpkı diğer sıkıntılı günlük haberler gibi kulağa doluşan bir şey haline getirmesinden şikâyetçi. Yahut zanaatkar ile tüccarı, fabrika ile el işi ustalığını mukayese ederken çokluğun getirdiği sıradanlıktan da şikayeti var. Bir de sermayenin değil sevgi ve becerinin kazandığı dönemleri hasretle anıyor. Sosyal medya hakimiyetindeki bugünde yaşasa daha neler neler derdi kim bilir..
Bunun yanında Halit Ayarcı karakteri de bu yenilikçi ve modern hareketin sembolü. Ve Hayri efendi ona hayran. Çünkü diyor, o hayatta mağlup olmamış gibi dimdik. Bu ilginç bir tasvirdir; bir medeniyete veya bir ideolojiye (mesela modernizme, batı merkezli düşünceye) bakışı da