"Yaşamanın hak olması ne acımasız. Nasıl da zorla yaşatıyorlar her şeyi. Bu ortak ruhsal giderden akan bok gibi hatıralar.. Hak edilmiş diye yaşayan gariplerin yıkık dökük hayalleri şehrin lağımlarında birikiyor." şeklinde söylenerek kapıları çarpıyor ve geceleri götünü eşşekler sikmiş gibi anıra anıra ağlıyordu.
Şimdi ve burada seçme ve seçilme hakları olduğu hâlde dağa çıkanlardan farklı olarak bu çiftçilerin, İngiltere Meclisinde kendilerini temsil etme hakları yoktu.
Ama onun amaci iktidarı degil, çocuklugundan kalma Gülgoncasını almaktı. Fakat nerede ve kimde olduğunu bilmiyordu. Asker olmasına rağmen sormaya da cesareti yoktu, sadece senatoda moruklar onu bıçaklarken evlâtlığı Brütüs'e, 'Sende mi Brütüs?' diye sorabilmişti.
Eflatun nâm bir feylesof, 'Bu dünya, Fikirler âleminin bir taklididir,' dediğinde, Fars kral Dâra, 'Nah! Asil fikirler, bu Dünya'nın bir taklididir!' demişti.
Bu arada durmadan, kabinin geri tarafindaki küçük telsiz-telgraf odasindan biteviye, 'daadididi/di/daadi//di/daadi/didididaa/di/didaadi//didaadaadi/didaa/dididi/ didaa//dididaa/didaadidi/didaa/daadi//daadidaa/didaa/didaadidi/daadidaa/daadaa/didi/dididi//daadidaadaa/didaa/didaadi/didaadi/didaa/daadidaa//di/didididaa/didaadidi/didaa/daadidi/didi//di/dididi/dididi/di/daadidaa/didaadidi/di/didaadi/ di//dididi/didi/daadidaa/daa/didi/didaadi/di/daadidaadi/di/ daadaadi/didi/daadaa//!' sesleri işitilmekteydi.
En eğlendiğim ve keşfinden keyif aldığım bölümdü. Manası,
“BİZ BURADAYIZ.
SENİ İZLİYORUZ.
KAÇIŞ YOK.”