Şunu çok iyi anlamıştım: İnsan demek, kırıklık demektir. Her türlü kırıklık. Düş kırıklığı, kalp kırıklığı. Yaşamanız gerektiğine inandığınız şeyleri yaşamadığınızın, olmanız gereken yerde olamadığınızın, sahip olmak isteyip de olamadıklarınızın kırıklığı ve bu kırıklığın doğurduğu hüzün.
Aşk içinde barındırdığı kaybetme korkusuyla kişiyi şüpheci eder. Endişe dehlizine daldırır çıkarır, daldırır çıkarır. Çünkü aşkı aşk yapan karşılık beklentisidir. Șefkatten hem en büyük farkı hem de en zayıf yönüdür bu. Annelerin bebeğim beni seviyor mu diye vehmettiği görülmüş şey değildir oysa.
Hangi şartlarda yaşanırsa yaşansın, nasıl bir geçmisi olursa olsun, her insan eninde sonunda var olma sorunlarıyla yüz yüze geliyor, geçmişte yaşadıklarından daha çok kendi varoluşsal gerçekliğinin, mutlak âcizliğinin ve çaresizliğinin, mutlak kusurluluğunun, mutlak noksanlığının, farkına varmayan bir benliğin hoyratlığı ile inciniyordu.