Nota okuyamamak, müzikal hafızamı keskinleştirmişti çünkü bilgiyi aklımda tutabilmemin tek yolu, zihinsel fotoğrafını çekmekti, bu da odaklanma yeteneğimi geliştirmişti.
Aynı ıstırabı paylaşmayan birine bu duyguyu anlatmak zor. Herhalde bir ruh tarafından ele geçirilmeye benziyordur diye tahmin ediyorum. Kalbin, zihnin ve ruhun ses, şarkı sözü veya ritim yaratma arzunu kontrol edemiyor ya da bunu geri çeviremiyorsa, içteki şeytanlardan arınma dürtüsüne karşı çaresiz hissediyorsan o zaman sürekli bir sonraki şarkının peşinden koşmaya ömür boyu mahkumsun demektir. Bu ıstırap, bu kadar yüce bir duygusu olmasa bir lanet olarak da görülebilir.
Çoğu müzisyenin hayatta izleyeceği yaratıcılık yoluna 11-13 yaşları arasında karar verdiğine dair bir teori vardır. Bu dönem, bağımsızlığın ve kimliğin kesiştiği bir altın fırsat penceresidir. Kim olduğunu keşfetme zamanıdır ve insanın herhangi bir müzikal eğilimi ve dürtüsü varsa muhtemelen hayatının geri kalanında bu yöne doğru eğilir ve müzisyen olmaya karar verir. Ben bu teoriye inanıyorum çünkü başıma gelen, tam olarak buydu.