Bidâyette Türk Milleti'ne böyle bir eser armağan ettiği için merhum Halide Edip Adıvar'a şükranlarımı sunuyorum.
Öncelikle bu eseri tetkik eden arkadaşlara bu eserde ekmel bir edebiyat aramamalarını tavsiye ediyorum. Zirâ bu eser Milli telkinâtlar ile öğretici bir mâhiyete mâliktir. Binâenaleyh bu mesele üzerinden yaftalamaya teşebbüs edenlere mahâl vermeyiniz. Ayrıyeten kitabın yazıldığı dönem göz önünde bulundurularak okunması takdirde daha mânâ kazanacağına kânîyim.
DÎN MESELESİ: Halide Edip, büyük bir incelik ve titizlikle; keskin üslûbuyla dîni kötüye istimâl edenlere, kendi menfaatlerine âlet edenlere, ahâlinin masum îtikatlarıyla oynayıp onları bir koyun gibi güdenlere, hocalık-imamlık makâmının bahşetmiş olduğu muhteremkârlığın gölgesine saklananlara, İslâm'ın kudretinden yararlanarak gölgesinde en fenâ ve âdî şeytanlıkları yapanlara ve nicesini yapmak isteyenlere ağır bir darbe indirmiştir. Bunu, dine hücûm olarak addedilmesi yanlıştır. Kendisi kitapta İslâm'ın gerçek yaşayışını anlatmıştır. Onun maksadı İslâm ile İslâm dalkavuklarının ayrımının yapılması ve bu zevatlara mahâl verilmemesidir. Türk Milleti'ne bu fikrin telkinini ve bu düşüncenin şuurunda hayâtlarını idâme ettirmesini istemiştir.
LÎSAN MESELESİ: Halide Edip, bu romanı 1923 yılı sonlarında gazete ile tefrîka etmiştir. 1926 yılında ise kitap hâlinde yayımlanmştır. Halide Edip'in okuduğum ilk romanı Ateşten Gömlek idi. Bu iki kitap arasındaki lîsan farkı pekâlâ fazladır. Bunun sebebi ise kitabın tefrika târihine denk gelen döneme <Millî Edebitat> Dönemi'nin hâkim olmasıdır. Servetîfünûn, Fecrîâtî gibi lîsanın Türkçeleşmekten uzak bir güzergâhı tâkip eden dönemde değil lîsanın Türkçeleşmesi için mücâhede eden ve muvaffak olan bir dönemde yazıldığı için üslûbu sâdedir. Bunun üzerinden edebî bir