Türkiye yönetimi ve eğitimi kaçınılmaz olarak batılılaşıyordu. Modernleşme eğitime yansıdıkça medrese çevresi ve ilmiye sınıfı bunun dışında kalıyor, devlet ve toplum hayatındaki eski egemen rolünü kaybetmeye başlıyordu. İran’ın modernleşmesi ile Osmanlı modernleşmesi arasındaki en önemli fark budur. İran’da adeta ruhban sınıfı diyeceğimiz din adamları modern eğitimi de alarak yerlerini muhafaza edebilmişlerdi.
Namık Kemal’ın özgürlükçülüğü ulusçu bir esasa dayanmaz. Onun “vatan"ı İslamların vatanıdır. Laik de değildir. Latin harflerine karşıdır. Medeni Kanun’un adını ağzına almaz. Ama ondan daha İslamcı olan ve parlamentoyu bile gerçek temsilî bir organ olarak görmeyecek kadar otoriteye başkaldıran Ali Suavi, birçok yönleriyle Meşrutiyet reformlarının da ötesinde taleplerde bulunur.
… insanın bildiğini sandığı şeylere karşı çok dikkatli olması gerektiğini, çünkü onun öte yanında sonu gelmez bir bilinmezler zincirinin gizlendiğini, o zincirin son halkasının çözümünün de olasılıkla bulunamayacağını hesaba katmamıştı.
Dünyaya gözümüzü açıyoruz ve o anda, tüm yaşamımızı bağlayacak bir sözleşme imzalamış gibi oluyoruz, ne var ki günün birinde bir an gelir “bu imzayı benim yerime kim attı” diye sorabiliriz.