Ana-babalar kendilerinin çocuklarına yansımalarını istiyorlar. Kendilerinden geçme bir baş hareketi, bir konuşma tarzı fark ettiklerinde rahatlıyorlar. Eğer ortak noktalar yoksa, çocuk gerçekten yabancıysa, onu beslemek, giydirmek için ellerinden geleni yapıyorlar ama onu sevmiyorlar. Dönüştürücü bir sevgi duyamıyorlar.
Ona neler söylemek isterdim, onu sevdiğimi ve ne kadar özlediğimi; onüç yıldır birikmiş olan sözcükler gırtlağımda vuruşuyorlardı ama hiçbiri dilime ulaşamadı. Diyeceğim çok fazla şey vardı, onun için hiçbir şey diyemedim.
Başına yıldızlı taç takmış bir çingene herkesin falına bakıyordu, ama benim avucuma baktığı gibi başını öte yana çevirdi. Tasalanmadım; bu çiçek bozuğu dünyada kendi kaderimi kendim çizmeye yeterliydim.