Ayini, dualara dikkatini veremeden, ağlayarak takip etti; ebedi huzur ve yeniden diriliş düşünceleri daha önce hiç bu kadar uzak gelmemişti ona. (...) Öteki tarafta ulaşılamaz olan, burada eksik olanın yokluğunu hiçbir şekilde telafi etmiyordu.
...korun sanki canlı bir varlıktan gelen esrarengiz solumasını dinlemeyi seviyordu; ateş yanarken evde başka hiç kimse olmasa bile kendini yalnız hissetmiyordu.
Samuel Coleridge, bir edebî metinle karşı karşıya geldiğimizde, yazarla sessiz bir anlaşma yaptığımızdan söz eder. Yazar, bize tamamen hayal ürünü bir şey anlatıyor olmasına rağmen, gerçek bir öykü aktarıyormuş gibi yapar. Biz de kurmaca anlaşmasını kabul eder ve onun anlattıkları gerçekten olmuş gibi davranırız. Coleridge, yazarla okuyucu arasındaki bu anlaşmaya "inançsızlığın askıya alınması" adını verir ve bunun bir anlatı metniyle ilişkiye girmenin temel kuralı olduğunu söyler.