Yaşadıkça, varlığı anlamını yitirmeye başlamıştı. Düşündükçe tuhafına gidiyordu. İnsan yaşamak için doğuyordu ne de olsa. Öyle olduğu halde, yaşadıkça yaşadığı ölçüde içinin boşaltıldığını, bomboş bir insan haline getirildiğini hissedebiliyordu. Üstelik, daha ileriki zamanda da, yaşadığı sürece içinin boşalmaya devam etmesi, dımdızlak, değersiz bir insan haline gelmesi olasıydı. Yanlış olan da buydu. Bu akışı bir yerlerde değiştirebilecek miydi acaba?
"Fakat zaman dediğimiz şey var olduğu sürece, herkes yaralar alır, herkes farklı hallere dönüşür. Er ya da geç."
"O yaralardan kaçınamayacağım bir gün gelse bile, geri dönebileceğim bir yer lazım."
"Geri dönebileceğin bir yer?"
"Geri dönmeye değer bir yer."
"seninle ilk karşılaştığım andan beri hissettiğim bir şey var. Sanki bir şeyleri güçlü bir arzuyla istediğin halde, aynı zamanda o şeylerden de kaçıyor gibisin. Senin öyle bir yanın var."