Evin herkes için farklı bir anlamı vardır muhtemelen. Kimileri için ev sıcak bir yuva, kimileri için kavga gürültü, kimileri için de insanın başını sokup ayaklarını uzattığı sığınak olabilir. Benim içinse ev anne demektir. Anne de mutfak ...
Beş çocuk bir koca büyütürken kırk yılda, sadece emeğini ve sevgisini değil; umudunu, neşesini, sevincini, kederini, saçlarının tellerini, her şeyini serdi önümüze ...
Gidelim buradan ... Göğsünü sıkan, içini daraltan o laneti geride bırakıp gidelim. Burada yağmur bile güzel yağmıyor artık.
Yağmuru güzel yağan bir yerlere gidelim.
Gidelim buradan ... Burası bizim değil. Nasıl baş ederiz bu kadar saçmalıkla? Her şeye sıfırdan başlanabilecek bir yerlere
gidelim. Gidelim buradan ... İlaçlarını yanına alma. Kitaplarımı almayayım ben de. Biraz da onlar çıldırtmıyor mu bizi? Havası ilaç, denizi kitap bir yerlere gidelim. Gidelim buradan ... Bıktım tepemizde sallanan manasız sorulardan. Soru sorma artık bana. Soru sormayayım sana. Her türlü sorunun tedavülden kalktığı bir yerlere gidelim.
Gidelim buradan. Burada insanlar kötü. Hep bir şeyler anlatmamızı bekliyorlar, hep bir şeyler anlatmamızı isteyecekler,
bitmeyecek bu hiç bitmeyecek. Kimseye bir şey anlatmak zorunda kalmayacağımız bir yerlere gidelim. Gidelim buradan ... Bak uyuyamıyorum yine. Senin de uykuların defolu, bölük pörçük. Huzur içinde uyuyabileceğimiz bir yerlere gidelim.
Gidelim buradan. Ya sen bana gel ya da ben geleyim sana.
Sonra gidelim. Hadi. ..
Bugün hakkı gizleyen lanetli alimler; haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlar; kulluğunu diplomaya, insanlık şerefini makama değişen zalimler; biraz daha rahat yaşayabilmek için tağutlara yandaşlık yapan gafiller... neden bu durumdalardır? Hakkı bilmiyorlar mı? Biliyorlar elbet. Bilgi korkularını arındırmayınca, korku bilgilerini kirletiyor. Korkuyorlar... Korktukça da Allah'tan (cc) ve insanlıklarından uzaklaşıyorlar.
İnsanı hangi duygu ve düşüncesiyle ele alırsak alalım, göreceğimiz manzara
şudur: İnsan çift kutuplu bir varlıktır. Bir yanı fücur, bir yanı takvadır. Bir yanı çamur, bir yanı Ílahi nefhadır... İnsanın kurtuluşu ise bu iki zıddın çatışmasında saklıdır. Nefsini arındırıp, duygu ve düşüncelerini takvaya/ Ilahi nefhaya yönlendiren kurtulur. Duygu ve düşüncelerini arındıramayan da fücura/çamura saplanır. Bu da insanın hüsranıdır.