Sözlerin Asılları: Lübnan
Lübnan'ı çevreleyen dağlardaki beyaz kardan dolayı bu ismin verildiği bilinmektedir. Eski Sami dilinde, "beyaz" anlamına gelen "Laban” kelimesi, Arapçada zamanla süt ve yoğurt manasını kazanmıştır. Labandan, labanî “sütlü”, lübn "sağmal, süt veren❞ manasındadır. Gündelik hayatta kullanılan, koyun ve inek sütünden elde edilen bir çeşit kremsi peynir olan "labne" peynirinin ismi de bu kelimeden gelmektedir. Cevapla
Bi kalbe dokunmadan kalbimi soğuttular be usta bu soğuk yabanik ordan geliyor bence
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Aç artık şu gönül pencereni.., Açta..; Gün yüzü görsün gönül gözün.., Bir lahazcık izin ver, Bir nefha olup... Bir elif miktarı esip geçeyim gönlünden, Bir nefes de olsa dolayım ciğerlerine, Sonra İstersen..! NûN Ol SeN, BeN SeveriM Elif'ce Ne Dersin..? Yoksa Hâlâ..!  Gitmek mi İstersin..? Ozan Korkmaz
Henryk Adam Aleksander Pius Sienkiewicz
Henryk Adam Aleksander Pius Sienkiewicz Yazar, Gazeteci 5 Mayıs 1846, Wola Okrzejska, Polonya - 15 Kasım 1916 Vevey, İsviçre Henryk Adam Aleksander Pius Sienkiewicz, Mahlası “Litwos” olan Polonyalı büyük bir yazardır. Sonradan yoksul düşmüş soylu bir aileye mensup olan Henryk Sienkiewicz'in baba tarafı, Litvanya Büyük Dükalığı döneminde bölgeye yerleşen Tatarlardandır. Henryk Sienkiewicz’in 5 kardeşi vardı. Beş kardeşin biri erkek, dördü kızdı. Henryk Sienkiewicz 1858 yılında Polonya’nın başkenti Varşova’da eğitimine başladı. Sienkiewicz 1874 yılında Maria Keller ile nişanlandı. Nişanlandıktan sonra Brüksel ve Paris’e gitti. Almanya, Belçika, Paris (1874), ABD (1876-1878), İtalya, Yunanistan, Türkiye, İspanya ve Doğu Afrika'da (1892) bulundu. İlk öykülerini 1870'lerde yayımladı. Polonya köylülerinin yaşayışını dile getirdiği "Szkice Weglem" adlı uzun öyküsüyle usta bir yazar olduğunu kanıtladı. Bu dönemdeki yapıtlarında halkın yoksulluğunu, var olan toplumsal koşulları değiştirmek isteyen aydınları eleştirel bir bakışla ele aldı. 1882'de Slowo (Söz) gazetesinin yönetimini üstlendi ve ulusal bilinci uyandırmak amacıyla bir dizi roman yazmaya koyuldu. (1) Varşova Üniversitesi’ndeki dil ve edebiyat öğrenimini yarıda keserek gazeteciliği iş edindi (1871), ilk öykülerini de o yıllarda yayımlatmaya başladı: Na Marne (Boşuna) 1872, Selim Mirza (1876), Stary Sluga (Yaşlı Hizmetçi) 1876. Bu ilk ürünlerinde o yılların gözde yazarı Joseph-İgnaca Kraszewski’nin (1812-1887) etkisinde, onun izinde göründü. Ustalık aşamasına hemen bu yıllarda eriştiği de kabul edilir: Szkice Weglem (Füzen Taslakları) 1877. Gazete Polska’nın özel muhabiri olarak değişik geziler yapma fırsatını buldu. ABD’de kaldı (1876-1879), yolculuk izlenimlerini bir dizi yazıyla yansıttı; Listyz Podrozy do
Edebiyat
DENGBEJLERİN PİRİ EVDALÊ ZEYNIKÊ İLE GULÊ'NİN ATIŞMASI
Evdal 40 yaşlarına geldiğinde yöredeki hiçbir dengbej kendisiyle atışmaya cesaret edemez. Birçok tanınmış dengbej bile onun adını duyunca atışmaktan vazgeçer. Eleşkirt Kalesi olarak da bilinen Toprakkale'de Sürmeli Mehmet Paşa'nın Gulê adında bir dengbeji vardır. Gulê, Ermeni papazın kızıdır. Alabildiğine yetenekli olan Gulê kendisiyle atışan tüm dengbejleri alt etmeyi başarmıştır. Gulê hiç evlenmemiş; ancak atışmada kendisini alt edecek dengbejle, o isterse evlenebileceğine yemin etmiştir. Gulê'nin namı, Evdal'ın kulağına da gelir. Evdal, daha görmeden Gulê'ye âşık olur. Evdal, platonik aşkı Gulê'yi görmek, onu tanımak için yola çıkar. Bir amacı da Gulê'yle atışarak onu alt etmektir. Bir gün Evdal, Hamur yöresinde bir düğün olduğunu ve Sürmeli Mehmet Paşa'nın Gulê ile birlikte bu düğüne katıldığını duyar. Atına adadığı gibi Hamur'a hareket eder. Hamur, Cemalverdi köyünden epeyce uzaktadır. Evdal'ın yolculuğu uzun sürer, bu nedenle ikindi vaktine doğru ancak köye varır. Hamur'a varan Evdal, yorgun olduğu için, kendini tanıtmak niyetinde değil; "Bugün yorgunluğumu alır, dinlenirim. Yarın Gulê'yle atışırım," diye düşünür. Bu düşünceyle düğün divanından içeriye giren Evdal, Sürmeli Mehmet Paşa'nın diğer ileri gelen Kürt ve Ermeni ağa ve beyleriyle odada ipek döşeklerin üzerinde oturduğunu, Gulê'nin ise onlara kılam söylediğini görür. Evdal, sessizce bir köşeye çekilerek bekler. Gulê, divana gelen her yeni konuğa, merhabayı stranla verir: "Merhaba misafir, sen hoş gelmişsin Nereden geldin bilmem, nere gidersin İstediğin nedir, ne emredersin Baş göz üstüne geldin, güle güle gidesin." Evdal bir süre sessiz ve sakin bir şekilde Gulê'yi izleyerek "merhabaya" tepkisiz kalır. Evdal'ın bu durumu Gulê'nin dikkatini çeker. Gulê, tekrar aynı yöntemle Evdal'a seslenerek bir kez daha