Şüphe ediyorsa var olması gerekti; ne türden olursa olsun bir deneyi varsa kendisi de var demektir. Böylece kendi varlığı onun için bir salt inançtı. "Düşünüyorum öyleyse varım" diyordu (Cogito, ergo sum) ve bu inanç üstüne şüphesinin yıkmış olduğu bilgi temelini yeniden kurmaya girişti. Şüphe yöntemini bulmak ve en kesin şeylerin öznel şeyler olduğunu göstermekle Descartes felsefeye büyük katkıda bulundu.
Böylece nesnelerin bağımsız varoluşlarına inanamazsak bir çöl ortasında yalnız kalırız; olabilir ki dış dünya bir düşten başka bir şey değildir ve var olan yalnızca biziz.
Felsefe bu bir sürü soruyu bizim istediğimiz gibi yanıtlayamasa bile hiç olmazsa dünyayı daha ilginç kılacak sorular sorma gücünü taşır ve günlük yaşamın en sıradan şeylerinin bile yüzeyleri altında yatan şaşırtıcı ve duyulmamış şeyleri gösterir.
Düşünülebilen her şey onu düşünen kişinin zihnindeki bir idedir; öyleyse zihinlerdeki idelerden başka hiçbir şey düşünülemez; bu durumda idenin dışında hiçbir şey kavranamaz, kavranamayan şey de yok demektir.