Tokluk da açlıktan daha az kışkırtıcı değildir. Irene’de macera merakını uyandıran da hayatının tehlikesiz ve güvenli oluşuydu. Yaşadığı ortamda onu zorlayan hiçbir şey yoktu. Elini nereye atsa pürüzsüzdü, bütün hayatı özenle, şefkatle, sevgiyle ve evcimen bir rahatlıkla sarmalanmıştı; Irene, varoluştaki bu ölçülülüğün hiçbir zaman dış kıstaslara vurulamayacağını, aksine insanın içiyle ilişkisizliğinin bir yansıması olduğunu fark etmeksizin kendini bir şekilde bu rahatlık tarafından kandırılmış ve gerçek yaşamdan uzaklaştırılmış hissediyordu.
Kabul edilebilir olanla edilemez olan arasında yalnızca insanın kendisinin olduğunu, bir adım atmayla her şeyin karışacağını bilmeyen bizim küçük Nihalimiz.
…onulmaz yaralar açtığıyla kalmayıp o yaraları sürekli kanatacak dertler, o dertleri bana asla unutturmayacak bir ben yaratıp bir yudum şefkat uğruna aç bir köpek gibi sürünmeye mahkum edecek ve yaşadığım her anın rengini, tadını benden çalacaktı.