Düşlere dalabilmek için her tür yanılsamadan kurtulmak şarttır. Eylemsizliğin en yüksek mertebesine düşle varacaksın, orada duyular birbirine karışır, duygular taşar, düşünceler iç içe girer. Nasıl ki renklerle sesler tatlarını birbirine bulaştırır, kin de öyle aşkın tadını, somut şeyler soyut şeylerin tadını alır ya da tam tersi olur. Her şeyi birbirine bağlarken, bir taraftan da her unsuru yalnız bırakarak birbirinden ayıran bağların parçalandığını göreceksin. O andan itibaren her şey eriyecek, karışacak.
Kendimi arıyorum, bulamıyorum. Kasımpatı saatlere, gergin vazoların belirgin çizgilerine aidim ben. Tanrı ruhumu bir süse çevirdi.
Ruhumun seyrini hangi şatafatlı, özentili ayrıntılar tarif eder, bilemiyorum. Süsü hiç kuşkusuz, onda varlığımın özüne benzer bir şey sezdiğim için seviyorum.
Hiçbir şey söylemeye cesaret edemeyenler, hiç göndermedikleri dizelerde, "Seni yalnızca düşümde istiyorum," der sevdikleri kadına. "Seni yalnızca düşümde istiyorum," çok uzun zaman önce yazdığım bir şiirin bir dizesi. Aklıma gelince gülümsetti beni, ama bu gülümsemenin nedeni hakkında bile hiçbir yorum yapmıyorum.
Vazgeçmenin Estetiği
Razı olmak boyun eğmeyi ifade eder; öte yandan yenmek razı olmak demektir, dolayısıyla ucu yenilmeye çıkar. İşte bu yüzden her zaferle insan biraz daha bayağılaşır. Galipler, onları savaşmaya, zafere götürmüş olan yorulabilme yetisini, bugünün karşısında yitiriverirler. Hallerinden memnundurlar artık, oysa insan ancak bir şeye razı olursa, galiplerin zihniyetine sahip değilse memnuniyet duyabilir. Yenmeyi bilenler, hiç yenmemiş olanlardır. Güçlü olan, kendi cesaretini durmadan kırabilendir. En iyisi, en soylusu vazgeçmektir. En yüce imparatorluk, normal hayattan, başkalarıyla görüşmekten vazgeçen, üstünlük kaygısını sırtında bir mücevher sandığı gibi hissetmeyen, altında ezilmeyen bir imparatorun hükmünde olandır.