Moruk tilkinin ağzında sansar, vakit geceye çeyrek var. Dolanıyor tarlada bağıra bağıra.
Desinatör sancılar zihnimi bulandırıyor. Lamba direğiyle bozacağım ebru sanatını. Ne yazık ki bana kalmıyor, saçlarımın yeli yeni bir yorum getiriyor menevişe.
"Yanaklarına yaş yumurtlamış gözlerin, tut yoksa kırılacaklar." Bırak öleceğine varsın her biri. Uğraşamam.
"Bak şu düşeni gördün mü? Sırtı pek bi kanlı." Kınadır o kına. Yauv bırakır mısın artık gözyaşlarımı dikizlemeyi.
"Aa bak şu... Dün gece görmüştüm benzerini." Yumruk istiyorsun sanırım.
"Ya şuna ne demeli, rengi şarabi." En iyisi yüzümü yıkayım yoksa senin susacağın yok. Bu kadar da engel olunmaz ki içimin sesine. "Tamam tamam, bırak kırıldıklarıyla kalsınlar. " Başka ne oldu ki zaten. Hep kırıldığımla kaldım.. Neyse. Bunları düşünmenin yararı yok ne şimdi ne de ilerisi için.
Ne diyorduk? "Bilmiyorum. Unuttum." Bir kez de işe yarasan olmaz mı? "Kafan çok karışık, hangi birini aklımda tutayım?" Her günlüğüme davetsiz misafir olup kalkıp gitmemeyi biliyorsun ama. "Ne demiştim hatırla." Hafızam çok kötü, unuttum. "Sen var oldukça ben de..." Ha evet o salak cümle. Uyuyalım o zaman senin susacağın yok. "Nasıl istersen.". Başka çaren yok tabii nasıl istersen. Neyse. İyi geceler, Red Kit rüyalar. Uyanınca not al, anlatırsın neler gördüğünü. "Tamam. Sen de." O seni pek ilgilendirmez işte. Neyse neyse laf lafı açıyor, koyun sayıp uyuyalım. "99" E yuh ama. "Sen konuşurken ben uyumaya çalışıyorum ya zaten hep aklında." Bir gün tanımlayacağım seni, herkes şaşıracak.
22 Haziran 2026