Laf sokma kapak olursun yalvarma köpek olursun delikanlı ol bel ki yanımda yer bulursun.

Bahar Kuncir, 4N1K 2: On İkiden Sonra'yı inceledi.
 21 May 09:14 · Kitabı okudu · 6/10 puan

İlk kitaptan sonra "oo bu iş iyi tuttu, hadi içine edelim" diye düşünülmüş bence. Zoraki uzatmalı diyaloglar, bunlara özenen ergen beyinler... Karakterler birbirlerine hakaret ve laf sokma yarışında o kadar üstünler ki bir hakaret parçası tam bir paragraf sürüyor Okurken yoruluyorsunuz. Neyse seveni çok Allah bağışlasın.

Kız olmuş 110 kilo, hala facede, twitterda eski sevgilisine laf sokma çabasında. Neymiş, intikam soğuk yenen bir yemekmiş. Bir o kaldı yemediğin, ye onu da ye…

Roquentin, Dört Oyun'u inceledi.
19 Nis 17:40 · Kitabı okudu · 349 günde · Beğendi · 10/10 puan

Ben bu siteye bu kitap sayesinde girdim biliyor musunuz:))
Önce Bernard Shaw a nerden başladığımı yazmam gerek. Belgeselcilikte şahane bir kültürümüz olmasa da bence kıyıda köşede kalmış çok güzel yapımlar var. Bunlardan biri kesinlikle "Kentler ve Gölgeler ". Program için ayrı bir inceleme yazılmalı ama ben Bernard Shaw kısmındayım.
Programda Yıldız Kenter Dublin de yazarı anlatıyor. Bayıldım da bayıldım her bir ayrıntısına.
Izlemek isteyene Elif'ten dev hizmet :)
https://www.insanokur.org/...latan-yildiz-kenter/

Bernard Shaw muhteşem zekasıyla geç keşfedilse de unutulacak bir adam değil. Inandigi kişilerin Beethoven, Michelangelo, Dickens... olmasının yanında okula olan düşmanlığı da kendi zekasına uygun. Diyor ki " kim benim oyunlarımı okullarda zorla okutursa Aallahindan bulsun, benim piyeslerim işkence aracı olmak için yazılmamıştır. :))

Laf sokmakta ustamsın Bernard Shaw. Valla bunu yazmadan edemeyeceğim. Kendisine genç bir kemancıyı dinletmek isteyen zengin bir Fransız madam ile diyaloğu;
- Nasıl buldunuz Mr. Shaw
- Bana Victor Hugo'yu hatırlattı.
- İyi ama Victor Hugo keman çalmazdı.
- Bu da çalmıyor.

Haha daha neler neler var kitabı alın bence. :)

Neyse kitapta birbirinden şahane yazılmış muhteşem mizahlı 4 oyun var. Bildiğimiz bazı filmlerin, efsanelerin temeli sanki ben çok beğendim.

"Sezar ile Kleopatra" eğer bilirseniz hikayesini diğer hiçbir hikayeye benzemez burdaki. O kadar komik ve hazırcevap ki kahkaha atmadan kendimi alamadım.

Elif'ten başka güzel bir hizmet. Oyunlardan Pygmalion'un filmi de var. Şahane Audrey Hepburn ile.
https://unutulmazfilmler.co/...m-tatli-melegim.html

Yılmadım diğer oyunlarının da versiyonlarını bulmaya çalıştım. Ne yazık ki ülkemizde oynanmıyor valla oynansa Kars'a kadar giderdim. Ben de
"Kırgınlar Evi oyununu buldum ama ingilizce. Izlemek isteyen varsa bunu da alabilir. :) Elif'te sınır yok:)
https://youtu.be/kKCAlDv9gDI
"Jan Dark" için bilgi kıyamet gibi muhakkak bir filmini oyununu bulabilirsiniz.

Bitirmeden laf sokma şahı Bernard Shaw'ın bir başka olayı oyunları çok uzun sürdüğü için seyircilerin trene yetişemediğini bu yüzden oyunlarını kısaltmalarını söyleyen yapımcılara cevabı : 'Tren tarifelerinizi değiştiriniz. " oluyor:))

Nobel'i önce reddedip sonra edebiyat için mali getiriyi düşünecek kadar da muhteşem bir yazar.
Bu deli adamın ölümü de yine ona uygun oluyor. 90'ından sonra bahçesinde meyve toplarken ağaçtan düşüyor da ölüyor.

emre saydam, Simyacı'ı inceledi.
06 Mar 16:52 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Simyacı, edebi değeri yüksek, edebiyat dünyası içerisinde çok önemli bir yer olan süslü cümlelerden uzak sade ve akıcı bir roman. İnanç, evren, ruh, aşk gibi konuların etrafında dönen roman aslında arka planda bana göre dini yönü ağır basan bir romanda aynı zamanda… İnsanın, bu dünyadaki arayışını anlatıyor bir nevi.
Kitapta sosyolojik yaşantımız açısından önemli tespitler var. Örneğin “insan her zaman aynı insanları görürse, bunları yaşamının bir parçası saymaya başlar. İyi, ama bu kişiler de bu nedenle, yaşamımızı değiştirmeye kalkışırlar. Bizi görmek istedikleri gibi değilsek hoşnut olmazlar, canları sıkılır. Çünkü efendim, herkes bizim nasıl yaşamamız gerektiğini elifi elifine bildiğine inanır. Ne var ki, hiç kimse kendisinin kendi hayatını nasıl yaşaması gerektiğini kesinlikle bilmez.” (s. 32) sözleri sivil hayatımızda yaşadığımız ilişkilerdeki en önemli sorunu anlatır.Şu sözler beni çok düşündürdü: “İnsanların kendi yazgılarını seçmek şansından yoksun bulunduklarından söz ediyor. Ve sonunda da, dünyanın en büyük yalanına inandığını söylüyor.” (s. 34) Bunu yazar hangi amaçla, hangi düşünceyle yazdı acaba? Kutsal kitaplara bir “laf sokma” amacı mı taşıyordu? Dinlere, dini anlatılara mı karşı çıkıyordu bu sözlerle? Kader yok mu diyordu? Hâlbuki roman boyunca “kişisel menkıbesinin” peşinde olan Santiago’yu takip ettik. Bu sözleri neden kullandı? Muamma…
Kitapta kaderden bahsetse de aslında kaderin elimizde olduğunu iddia eden birçok cümle var. Yani aslında “kaderci” bir roman değil simyacı. Kaderden bile daha üstün “kişisel menkıbemiz” olduğunu iddia ediyor. “Hayatın bu döneminde, her şey açık seçiktir, her şey mümkündür ve hayal kurmaktan, hayatında gerçekleştirmek istediği şeylerin olmasını istemekten korkmaz. Ama zaman geçtikçe, gizemli bir güç, Kişisel Menkıbenin gerçekleştirilmesinin olanaksız olduğunu kanıtlamaya başlar.” (s. 38) sözleri de bu düşüncemi destekler nitelikte.
Romanın bir kısmı Müslüman topraklarında geçtiği için; yazarın nasıl bir ayna tutacağını merak etmiştim. Şaşırmadım! O dönemi çok iyi yansıttığını söylemek mümkün; çünkü o dönem yabancılarının Müslümanlara bakış açısı belliydi: “Yüzleri peçeli kadınlar, yüksek kulelerin tepesine çıkıp şarkı söyleyen din adamları… “ (s. 51) Bu sözler sonrası kullandığı “imansızların tapınmaları” cümlesi Hristiyan bir yazarın, dışa vurduğu bir düşünce mi acaba? diye sordum kendi kendime… Yani çok hafif ve çaktırmadan da olsa İslami olarak bir eleştiri de bulunmaya çalışmış diyebiliriz yazar için. Fakat bunu da şöyle değerlendirmek mümkün: hırsızların olduğu bir yer de yaratıcıya tapınan insanlar… Sahne bu şekilde. Ve yazar “imansızların tapınması” diyor. Bir açıdan bakıldığında ise muazzam bir tespit gibi gelebilir, değil mi?
Yazarın bir yaratıcıya inandığı tabii ki romanına da yansımış. “İster hayatımız, ister ekin tarlalarımız olsun, sahip olduğumuz şeyleri yitirmekten korkarız. Ama hayat hikâyemiz ile dünya tarihinin aynı el tarafından yazılmış olduğunu anladığımız zaman, bunu anlar anlamaz, korku uçup gider.” (s. 97) sözleri buna örnek olarak gösterilebilir. Zaten romanda birçok Hristiyanlıkla ilgili sözler, hikâyeler, kişiler, örnekler yer alıyor: yani tamamen Hristiyan kesimin reklamını yapan bir roman aynı zamanda… Bu kitap iyi bir misyonerlik kitabı haline çevrilebilir her yanıyla; bunun yanında her kesime hitap eden cümleleri de yok değil. Örneğin dünyada bu kadar kitabın olmasının sebebini “birkaç satırı/soruyu yanıtlamak için” cevabının verilmesi çok güzel bir tercihti. Yani bu kadar kitap var; ne için? Yaratıcıyı anlamak için…
Romanda ilginç tarihi karakterlerin isimlerine de yer verilmiş; tabii ki okuyucunun herhangi bir bilgisi olmadığı bu tarihi kişiliklerin kitapta ne işleri var? sorusunu sormaları kadar normal bir şey yok. Mesela Helvétius: insanı insan yapan şeylerin acı ve mutluluk olduğunu iddia eden bir Fransız filozoftur kendisi. Santiago’da arayışında acı ve mutluluğu tatmadı mı? Veya Fulcanelli de ilginç bir karakterdir, romanda yer alan: çünkü kendisinin ölümsüzlüğü bulduğu iddia edilir! Sadece döneminin değil tüm zamanların en iyi kimyagerlerinden kabul edilen Fulcanelli, “Taş önce ağaca ve akabinde yıldıza nasıl dönüşür?” bilmecesiyle başlayan Katedrallerin Sırrı isimli kitabının da yazarı aynı zamanda. Kendisinin “ölümüne şahit olan” yok, hala yaşadığına inananlar çok ve Simyacı romanında onun bilgilerinden çokça yararlanıldığı görülüyor. Bunların dışında Elias, Geber, Zebedioğlu Aziz Yakub gibi isimlerde romanda zikredilmiş.

laf sokma kapak olursun yalvarma köpek olursun delikanlı ol belki yanımda yer bulursun.

Laf sokma, kapak olursun. Yalvarma, köpek olursun. Delikanlı ol, belki yanımda yer bulursun.

Cosmos_tutkunu, bir alıntı ekledi.
02 Oca 01:28

En iyi laf sokma bu olsa gerek
Elçi dedi ki: Kıralınızın arslanlarını, dövüş buğalarını, atlarını, doğanlarını gördüm. O kadar zengin olduğu halde bunları az buldum. Bizim kıralımızda bunlardan çoktur.Subbiluliyuma yine gülümsedi: Niçin bizim kıralımızın hayvanları azdır ama aralarında insan gibi konuşanları vardır demedin? -Dalkavuklar Gecesi - Z Vitamini

Dalkavuklar Gecesi, Hüseyin Nihal AtsızDalkavuklar Gecesi, Hüseyin Nihal Atsız