o mağrur halim nereye gitmişti acaba? hep kendimden başka bir şey haline gelmemek için çabalamamış mıydım? — artık içimde kendimden başka bir şey olma isteği güçlenmiyor muydu? bir bakışta çirkin olduğunu düşündüklerim, güzelliklere dönüşüyor gibiydi
sanki sürekli bütünleşmeyi arzuladığım, bir sürü şey tarafından sürekli engellenen önceki yaşamımdan bana doğru akan özlem duyduğum büyük dinginliğe kavuşmuş gibi hissetmiştim kendimi
çocukluğun sımsıkı mühürlenmiş bir sandığı vardır. genç insan bir gayret o sandığı açmaya çalışır. kapağı açtığında içinin boş olduğunu görür. bunun üzerine anlar ki hazine sandığı dedikleri, her zaman böylesine boştur. sonrasında artık kendi yargılarını önemsemeye başlar. ancak sandık gerçekten de boş mudur acaba? sandığı açtığı anda göremediği çok önemli bir şey uçup gitmiş midir yoksa
gençlik anıları tuhaf ölçüde trajedi haline getirilir. neden büyümeye, o sürece ait anılar trajedi haline geliverir acaba? bunu şu an bile anlayamıyorum. kimse de anlayamaz herhalde. yaşlılık yıllarındaki durgunlaşan bilgelikle, sonbahar bitimlerinde sıksık görülen o kuru aydınlığı yanında getirerek üzerimize dökülen güneş gibi belki de aniden anlayıveririm