—— dudaklarımdaki kırışıklar tek bir noktaya toplanarak uyuştu ve belki de tanrı’nın bile görmezden geleceği bir rüyaya dalıverdi. böylece her nasılsa, başka birinin dudaklarının benim dudaklarımın yerine geçtiğini hissettim
—— onun için mi üstüne yürüdün? bilerek diyemem, genlerimin işi. beni neden suçluyorsun öyleyse? yalnız seni mi? suçlanabilecek her şeyi, özellikle siyah beyazı. suçlamak sorgulamayı getirir ardından. tersi de düşünülebilir bence. aferin! o da olabilir. aklanmayı beklemezsen
—bu sözünü ettiğim günlerde yalnızca naylon torbalar, temel çukuru kazan greyderler ve sekiz on katlı blok apartmanlar değildi bilmediklerimiz. yeryüzünde işlerin iyi gitmediğini sezip de insanların ve yaşamın böyle olmaması gerektiğini düşünmeye başlar, filozofluğu da edilgin bir durum saydığınızdan küçümseyecek olursanız, size başvuracağınız bir tek yol kaldırdı: kente kırgın olmak.** çünkü daha önce de anlattığım gibi, birçok şeyden haberimiz yoktu. camus’un kitapları bile dilimize çevrilmemişti daha. başkaldırmayı olsun nereden bilecektik