yarın sabah uyanacaktı sanki dünkü sabaha uyanmış gibi içi bir anlığına rahat. sonra ayıldıkça başına geleni hatırlayacak ve içinden bir bıçak boylu boyunca geçip onu gerçeğe uyandıracaktı. — dünya üzerindeki bütün felaketler işte böyle geliyor, insanı kendine işte böyle yavaş yavaş inandırıyordu. ölümü görenler, soğukluğu tadanlar, felaketten kaçamayanlar, evlat acısıyla kavrulanlar, uykuya hıçkırık ve gözyaşıyla dalanlar, delikli uykularından hep böyle uyanıyordu
yanında insanlar geçiyor, onu görünce uzaklaşıyorlardı. ordan oraya koşturanlar, vapurlara, simitçilere, büfelere baktı. herkes tıkınıyor, herkes koşuyor, herkes büyüyordu. herkesin önemli işi vardı. otobüslerden iniyor, vapurlara koşuyordu. herkes yerleri çiğniyor, yerler herkesi yutuyordu. dünya büyüdü. ılgaz küçüldü. neden büyünüyordu? yıllar neden geçiyordu?
benzer gülümsemeler, benzer mahcup bakışlar, benzer mutluluktan havalara uçmalar. bunları gördükçe insanların ihtirasları arasında en sivri olanın yani mutluluğun başkalarıyla aynı olma isteği olduğunu anlamaya başlamıştım
benzerliğin tatlı bir yanı vardır. yalnızca birbirine benzemekle bile, o iki insanın arasında sözcüklere gerek kalmayan anlayış, söylemeden anlaşılan düşünceler, sakin bir güven oluşuverir