aile sistemleri teorisindeki temel bir kavram da ayrışmadır; ayrışmayı "başkaları ile duygusal temas halinde olma ancak duygusal işleyişte özerk olabilme yetisi" olarak tanımlayabiliriz. ayrışma yetisi zayıf kişiler kendisi ile başkaları arasına duygusal bir sınır koyamaz ve düşünme sürecinin duygusal hissetme sürecinden aşırı etkilenmesini engelleyen bir sınırdan yoksun olurlar. otomatik olarak başkalarından kaygı kapar ve kendi içinde hayli kaygı üretirler
çocukken etrafımdaki öfkenin korkusu altında hareket ediyordum. hiç dayak yemedim fakat aile içinde çok fazla öfke vardı -babamda ve ağabeyimde. annem de buna iştirak ediyordu. beni öfkeden korumazdı. öfkenin mutlaka bana yöneltmiş olması gerekmiyordu fakat etrafım onunla sarılmıştı. bu yüzden çaresiz hissediyordum kendimi. hayır diyemememin bir nedeni de hep zor durumlarda olup, memnuniyetşizlik yaratma korkusuydu
insanları -sağlıklı olsunlar veya olmasınlar- büyüdükleri, yaşadıkları, çalıştıkları, oynadıkları, aşık oldukları ve öldükleri ortamdan soyutlanmış bir şekilde yaşıyormuş gibi tanımlamak istiyoruz. bunlar ortodoks tıbbın içinde yerleşik, saklı bulunan ve hekimlerin çoğunun eğitimleri sırasında edindiği ve meslek yaşamlarına taşıdığı önyargılardır