“Allâhümme ente Rabbî lâ ilâhe illâ ente halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve vâ’dike mesteda’tü eûzü bike min şerri mâ sana’tü ebû ü leke bi-ni’metike aleyye ve ebû ü bi zenbî fağfirlî fe innehû lâ yağfiruz-zünûbe illâ ente.”
Anlamı: «Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Sen’den başka ibâdete lâyık ilâh yoktur. Beni Sen yarattın. Ben Sen’in kulunum. Ezelde Sana verdiğim sözümde ve vaadimde hâlâ gücüm yettiğince durmaktayım. İşlediğim kusurların şerrinden Sana sığınırım. Bana lutfettiğin nîmetleri yüce huzûrunda minnetle anar, günâhımı îtirâf ederim. Beni affet, şüphe yok ki günahları Sen’den başka affedecek yoktur.»”
Resûl-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz sözlerine devamla şöyle buyurur:
“Her kim, bu Seyyidü’l istiğfârı sevâbına ve fazîletine bütün kalbiyle inanarak gündüz okur da o gün akşam olmadan ölürse Cennetlik olur. Yine her kim, sevâbına ve fazîletine gönülden inanarak gece okur da sabah olmadan ölürse Cennetlik olur.” (Buhârî, Deavât, 2, 16; Ebû Dâvûd, Edeb, 100-101)
Dünya malından yoksun kalsak mutsuz oluruz, olduğunda da iyice gönül bağlayıp mal derdiyle gamlanırız. Bu dünyanın zenginliğinden daha kötü bir musibet yoktur, çünkü sahip olduğumuzda da olmadığımızda da, kalbe hüzün verir.
Dost bana kendimden daha yakın; bense O'ndan kadar da uzağım böyle! Ne yapacağım ben, ben O'ndan ayrıyken, O'nun benim sinemde olduğunu kime söyleyebilirim?
Oğlunu kaybeden o peygambere birisi sormuş: "Ey yüreği aydın, zihni berrak ihtiyar! Kendisi Mısır'dayken onun gömleğinin kokusunu aldın da neden senin yakınındaki Kenan kuyusundayken onu göremedin? "Yakup aleyhisselam cevap vermiş: "Benim halim şimşek çakmasına benzer, bir an her yan apaydın olur, bir an gelir her yer karanlığa bürünür."
Derviş hep aynı vecd içinde kalsaydı, iki dünyadan da vazgeçerdi.