buse

buse
@lamiavolpe
manisa, salihli
manisa, salihli
31 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
5/10
büyük bir umut ve beklentiyle başladığım bir kitap beni ancak bu kadar hayal kırıklığına uğratabilirdi. yine ve yine klişe, kurgu sağlam değil ve işlenen yalnızca bir olay var. temeli çok zayıftı, sonu hayal kırıklığı oldu malesef. konuyu az çok duymuşsunuzdur. babası ölen bir kızın annesi tarafından, toparlanması için yazlığa gönderilmesiyle başlıyor. gece, bu yazlıkta emir adında birinin geceleri yeraltına indiğini fark ediyor ve onu takip ediyor, böylece olaylar gelişiyor. emir, yeraltı mafyası mı desem artık orasını pek bilemiyorum, bir kafes dövüşçüsü işte. senelerdir yeraltına iniyor, dövüşüyor ve ne hikmetse hiç kaybetmiyor. üstüne üstlük annesi veya babası yeraltına indiğini fark etmiyor. yüzündeki, vücudundaki morlukları ya da yaraları da mı görmüyorlar anlamadım açıkçası. büyük bir mantık hatası vardı, olağanüstü bir şey yani. burayı geçtim, isimle kurgunun arasındaki bağlantıyı da hiç anlamadım. tamam, bir gece yaşanıyor. çok uzun bir gece yaşanıyor hatta, fakat mavi? mavi ne alaka? kaçırdığım bir şeyler mi var diye tekrar tekrar baktım ama yok. kızın gözleri de mavi değil oradan bağlasam diyeceğim. tamam, burayı da geçiyorum. yazım dili çok sadeydi, anlaşılır bir kalem fakat duyguları hissedemedim. bir de bazı duygular çok hızlı yaşandı. emir ve gece'nin birbirine aşık olması gibi. ya da emir'in gece'ye hemen güvenmesi ve yeraltına onunla inmesi gibi. bilmiyorum, mantıksız ve hızlı ilerledi her şey. bir de gece'nin doğum günü olduğunda alınan hediyeler, yani yeni tanıdıkları birine alınacak hediyeler değildi. net bir şey de söylemek istemiyorum ama. her neyse, demek istediğim mantık hataları çok fazlaydı. her şey çok hızlı ilerledi ve o gecede yaşananları hissedemedim açıkçası. özel bölümler hoşuma gitti, çok tatlıydı. okunmayacak kadar kötü değil, yazarın
Mavi GeceK. Kübra Berk · Ephesus Yayınları · 20195,1bin okunma
Reklam
9/10
·
Beğendi
sanırım bu defa nasıl bir yorum yazacağımı şaşırmış haldeyim, zira bu kitabın ana fikri o kadar kusursuz ve zordu ki! en iyisi konuyla başlayayım. on altı yaşındaki aza'nın anksiyetesini ve bunun doğurduğu sorunları okuyoruz. sürekli daralan ancak asla sona ermeyen bir düşünce sarmalı içinde kayboluşuna, daha açık ifade edilirse kafayı yiyişine şahit oluyoruz. temelde zor bir konu çünkü bu anksiyeteyi fazlasıyla araştırmak gerekiyor, bunun yanında c.diff diye bir hastalık kapmaktan endişelenip duruyor aza. bu hastalığı, tetikleyen şeyleri, belirtilerini, kısacası bu hastalığı da kitapta okuyoruz. bunun yanında kitapta sayamadığım kadar çok gezegen isminden de söz ediliyor. anlayacağınız, çok kapsamlı bir araştırma ve emek var kitapta. ele alınan konu çok zor. ya bir yakını, kendisi de olabilir, bu anksiyeteyi yaşamış; ya da ciddi anlamda bu hastalığı araştırmak için günlerini vermiş. vallahi helal olsun, sabır gerektiren bir kurgu bana göre ama yazar bunu çok güzel ve neredeyse kusursuz bir şekilde işlemiş. verdiği hisler çok farklıydı. kitabın son sayfasını okuduğunuzda düşüncelerinize bambaşka bir gözle bakıyorsunuz, baktığınız her şeyde bir anlam arıyorsunuz ve kesinlikle düşünce yapınızın farklılaştığını görüyorsunuz. türk yazarlardan örnek vermek gerekirse, nagi'nin düşünce yapısı gibi düşünün. klişe bir konuda okurlara nasıl ters köşe yapabilirim, sorusu. bu iki yazarın düşünce yapısını birbirine çok benzettim. aza, çemberin sürekli daralan tarafını görüyordu, düşüncelerinin sürekli kötüye gittiğini. ancak çembere dışarıdan değil de, içeriden bakarsak genişlediğini görebiliriz. aza bunu görmeyi hep reddetti, dolayısıyla hiçbir zaman iyi hissetmedi. bunun yanında, sürekli bir şeylere takıntılıydı, bedene hapsolmuş bir ruh olduğunu ve bedenini kendisinin
Kaplumbağa Kabuğunda DünyaJohn Green · Pegasus Yayınları · 20181,668 okunma