büyük bir umut ve beklentiyle başladığım bir kitap beni ancak bu kadar hayal kırıklığına uğratabilirdi. yine ve yine klişe, kurgu sağlam değil ve işlenen yalnızca bir olay var. temeli çok zayıftı, sonu hayal kırıklığı oldu malesef. konuyu az çok duymuşsunuzdur. babası ölen bir kızın annesi tarafından, toparlanması için yazlığa gönderilmesiyle başlıyor. gece, bu yazlıkta emir adında birinin geceleri yeraltına indiğini fark ediyor ve onu takip ediyor, böylece olaylar gelişiyor. emir, yeraltı mafyası mı desem artık orasını pek bilemiyorum, bir kafes dövüşçüsü işte. senelerdir yeraltına iniyor, dövüşüyor ve ne hikmetse hiç kaybetmiyor. üstüne üstlük annesi veya babası yeraltına indiğini fark etmiyor. yüzündeki, vücudundaki morlukları ya da yaraları da mı görmüyorlar anlamadım açıkçası. büyük bir mantık hatası vardı, olağanüstü bir şey yani. burayı geçtim, isimle kurgunun arasındaki bağlantıyı da hiç anlamadım. tamam, bir gece yaşanıyor. çok uzun bir gece yaşanıyor hatta, fakat mavi? mavi ne alaka? kaçırdığım bir şeyler mi var diye tekrar tekrar baktım ama yok. kızın gözleri de mavi değil oradan bağlasam diyeceğim. tamam, burayı da geçiyorum. yazım dili çok sadeydi, anlaşılır bir kalem fakat duyguları hissedemedim. bir de bazı duygular çok hızlı yaşandı. emir ve gece'nin birbirine aşık olması gibi. ya da emir'in gece'ye hemen güvenmesi ve yeraltına onunla inmesi gibi. bilmiyorum, mantıksız ve hızlı ilerledi her şey. bir de gece'nin doğum günü olduğunda alınan hediyeler, yani yeni tanıdıkları birine alınacak hediyeler değildi. net bir şey de söylemek istemiyorum ama. her neyse, demek istediğim mantık hataları çok fazlaydı. her şey çok hızlı ilerledi ve o gecede yaşananları hissedemedim açıkçası. özel bölümler hoşuma gitti, çok tatlıydı. okunmayacak kadar kötü değil, yazarın