Güzel bir kitabın son satırlarını okurken içimi hüzün kaplar, güzel bir kitabın sonuna geldim ve bitti diyerek üzülürüm. Bu kitapta onlardan biriydi. İçim burkuldu bittiğinde; ‘Öf ya bundan sonra okuyacağım hangi kitap beni tatmin eder, mutluluk verir, hüzünlendirir, düşündürür’ der buldum kendimi. Keşke sonsuza kadar sürüp gitse de, sonu hiç gelmesin istiyorum böyle kitapların. İnsan sonu gelmeyen bir kitaptan sıkılır bunalır, bırakır bir zaman sonra biliyorum ama, bu kitabın bitmesi benim çekilmez hayatımı daha çekilir hale getirmişti. Şimdi karakterlerin yazgılarını düşünmek yerine, çekilmez hayatıma geri dönerek kendi yazgımla baş başa kalmak zorundayım.
Yazarın dili kusursuz ve akıcı bir bütünlük içinde akıp gidiyor. Okurken geçirmek istediği duyguların fazlasını hissettirdi. Yüz yetmiş üç yıl önce yazılmış bu kitap beni derinden etkilediğine göre, yazarı gerçek bir usta. Zaman makinesiyle İngiltere'nin o yıllarına gitmiş gibi, anlatılan hikaye önümde canlanır gibi hissettim. Umarım bende bir gün bu kadar güzel kitap yazabilecek kadar kendimi geliştiririm, ders kitabım olarak başucumda duracağı kesin.
Başlarında ne kadar çok sevdiysem, ortasında daha çok sevdim. İçinde yaşanan ‘aşka’ aşık oldum. Sevmek ne güzel şey... Bu duygulardan mahrum olan ruhumun çektiği açlığı biraz bastırdı. Ben bir daha okumaya gidiyorum ama içim yine buruk, çünkü ikinci kez okuduğumda bu hikayenin başıma gelmesini isteyecek fakat ulaşamayacak olan ben için bir işkence olacak.