yazılanlar o kadar ağır ki;bir oturuşta bitireceğim kitabı,anca iki günde bitirebildim.
altını çizmediğim nerdeyse tek bir sayfa bile yok. hayatın bu kadar içinden,yaşamın en öz gerçekliğindeki acıları en saf haliyle cümlelere dökmesi beni kahretti desem abartmış olmam sanırım.
toplum içinde ölüm konusunun bahsi geçtiğinde bile “ağzından yel alsın” “kapat şu konuyu” diyerek sitem eder insanlar genelde. ölümden korktuklarından mı,yoksa daha erken olduğunu düşündüklerinden mi bilinmez, çok da iyi olmayan hayatlarını ölüme tercih eder birçok kişi. fakat bir de bunun tam tersi olan;yaşamın yükünü taşıyamadığı için bu alemden erkenden göçen insanlar var,oranları da oldukça yüksek maalesef….
yaşarken ölenleri,ölmüş kadar olanları ne yazık ki çevremde defalarca gördüm. son çare olarak soluğunu kesenlere şahit olmaksa en acısı. canına kıyan insanlara kızamıyorsun bile. kızmak içinden gelmiyor,aksine kendini suçluyorsun tıpkı yazarında söylediği gibi;onlar sana yaşama sevincini aşılayamadıkları için,öleni ölmekten vazgeçiremediği için derin bir suçluluk hissediyorlar. yazarın intihar konusunu bu kadar iyi işledikten sonra intihar etmesi okurken insanın en büyük buhrana sokan gerekçe olabilir. başlamadan önce bu kitabı seveceğimi biliyordum ama bu kadar seveceğimi pek tahmin edemezdim.
kısacık sayfalarıyla ortaya muhteşem bir edebi eser koymuş yazar.
yazdıkları nasıl eskimiyorsa,yaşlanmıyorsa,kendisi de aynı eseri gibi hep genç kalacak.