Kabuktan ayrılamamak tereddüdü, tereddüt kabuktan ayrılamamayı getirir. Nihayetinde ruhu bir vücudun içinde zalimce tutar. Hayat dolu bu sönük işaretler, bütün vücutta kaybolmadan dolaşır, ayrılığa dayanamaz.
Kırık bir kalbin sanatın baş tacı olması da tam olarak böyledir. Çünkü kırık bir kalp acıyı unutur ve acının tatlı yönlerini, sempatisini, melankolinin biriktiği yerleri ve bir adım ileriye götürüp ifade edersem, acının taştığı kısımları basitçe ve objektif olarak göz önüne getirir. Bu mümkün olduğunda edebiyat sanatının malzemesi olur. Bu dünyada olmayan bir kalp acısı yaratmak, kendini can çekişmeye mecbur bırakmak ve mutluluğu şiddetle arzu etmektir. Sıradan insanlar buna enayilik veya delilik der. Fakat kendiliğinden mutsuzluğun hatlarını belirlemek, onu sevmek ve içine girip gündelik yaşantısını sürdürmekle var olmayan manzaraları oymacılık ve resim sanatıyla var etmek, dünyevi hayattan kopmuş başka bir dünyanın hazına ulaşmak ve o hazla kazanılan sanatsal bakış açısını geliştirmek tamamen eşit şeylerdir.