“İnsan o kadar kolay ölmez, bunu bilin, yalnızca ölecek gibi olur, o kadar, daha sonraları ise çektiğiniz acı aklınızı başınıza öyle bir getirir ki size ‘keşke yine aptal olsam, hatta sapına kadar aptal olsam’ demeyi bile öğretir.
Bu resimler her şeyi biliyor, en iyi bildikleri de en çok unutmayı denediğim ve artık bir düş olmayan şey: Bir kez, hayatımda tek bir kez önümde, uykuda beynime giden kan
miktarının azalması sonucu değil de, gerçekten bir kapı açıldı. Bu kapı, içeride hala yalnızlığını ve umarsız perişanlığını korumayı sürdüren kişinin tepesinde yanan çatının çatırdamaya başlamış olmasına karşın bana asla açmadığı bir kapıydı. O kapının kilidini yalnızca ben açabilirdim: Anahtarı çeviren kimse Tanrı’ya inandığından daha çok inanıyordu bana ve o yazgı anında ben de bir tanrı olduğumu düşündüm: bilge, ölçülü, iyi ve akılcı. Her ikimiz de yanıldık, bana güvenmiş olan da, kendine fazla güvenmiş olan ben de. Aslına bakacak olursak artık hiç fark etmez çünkü olan biteni düzeltmek olanaksız.