“Bence yaşam çok kısa.
Günlerimizi kin gütmekle, bize yapılan kötülüklerin çetelesini tutmakla geçirirsek çok yazık!
Bu dünyada hepimizin, her birimizin bir sürü kusuru olduğu su götürmez.
Ama, bir gün gelecek, umarım yakında bir gün, bu kusurları ölümlü bedenlerimizde bırakıp sıyrılacağız.
Bu et yüküyle birlikte bütün günahlarımız, bayağılıklarımız üzerimizden düşecek.
Geriye ruhun kıvılcımı kalacak yalnız...
Elle tutulmayan yaşam özü; Tanrı’dan koptuğu zamanki kadar saf, gene geldiği yere dönecek.
Belki de insandan daha yüksek bir varlığa ruh verecek bu kez.
Belki basamak basamak yücelecek, bir zamanlar soluk insan ruhunu oluşturan bu öz, sonunda, meleklerin parıl parıl ruhları olarak yükselecek.
Bunun tersi olması, yani Tanrı’dan kopan yaşam özünün insan ruhundan canavar ruhuna inerek soysuzlaşması olamaz, değil mi? Yok, yok, inanmam ben buna.
Benim bambaşka bir inancım var.
Kimse öğretmedi bu inancı bana, ben de kimseciklere söylemem; ama, dört elle sarılırım ona...
Onda huzur bulurum; çünkü her şeye umut kaynağıdır bu inanç.
Ölümü bir boşluk, bir korku kaynağı olmaktan çıkarır, bir huzur kaynağı, yüce bir yuva yapıp çıkar.
Hem sonra bu inanç sayesinde ben suçlu ile işlediği suçu öyle güzel ayırt edebilirim ki!
İşlenen suçtan nefret bile etsem suçluyu yürekten bağışlayabilirim.
Bu inanç sayesinde öç alma isteği duyup da tedirgin olmam.
Kötülük bulmak pek o kadar ağırıma gitmez, haksızlığa uğramak beni içimden yıkmaz.
Ben hep gözlerimi bu ömrün sonuna dikmiş olarak huzur içinde yaşarım.”
“Yaranmak için elimden geleni yaptığım halde beni ille de sevmeyen kimseleri ben de sevmemeliyim.
Beni haksız yere cezalandıranlara karşı gelmeliyim.
Doğal bir şey bu; beni sevenleri sevmek kadar ya da hak ettiğim cezaya boyun eğmek kadar doğal.”
“Yakınlarına, çevrendekilere zararı dokunacak bir düşüncesizlik yapmaktansa,
senden başka kimseyi incitmeyecek bir cezaya katlanmak bin kere daha iyidir.”