‘’Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için??’’
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yılların eskitemediği trajik bir aşk hikâyesi…
Kitap boyunca ‘’Böylesi mutlak aşk mıdır yoksa takıntı mı?’’ sorusunu düşündürmesine karşın, ben hayatında bir kez bile olsun platonik aşk yaşadıysanız bunun takıntı olmadığını düşüneceğinden kuşkum yoktur. Zira, insanın içini kemiren lakin bir türlü de söylemeye cesaret ettirmeyen bir eziyettir. Hayatında bir kez söylemeden de o cesarete erişemezsin zaten. Ve burada kızın söyleyememesinin asıl sebebinin sürekli bir umut içerisinde olmasıdır. İmkansızlığın farkında olmasına karşın R. nin onu hatırlamasını istemektedir. R. nin en az bir kere ilgisini yönelttiği diğer kadınlardan farklı olmak istemektedir. Herkes kızı beğense de umrunda olan tek şey R. nin onu beğenmesidir. Ve umutsuzluk bir vazgeçiştir. İlk defa doğum gününde beyaz güllerle süslenen vazo boş kaldığında adamın içindeki titreme, bir yandan da anlamlandırmama…
Çok üzücü ve muhteşem bir eserdi.
Genç ağlıyordu omzu sarsıla sarsıla. Onu gören bir bilge yanına gitti ve elini omzuna koydu.
‘’Niçin ağlıyorsun delikanlı?’’
‘’Arkadaş sandıklarımın, dost bildiklerim beni sırtımdan bıçakladılar. O kadar öfkeliyim ki..’’
Bilge yanına oturdu ve gülümsedi. Ama bu hüznün buruk gülümsemesiydi.
‘’Bu mudur derdin be çocuk! Arkadaş diye bir şey yoktur unutma! Yalnızca kötü anlarında kendilerini eğlendirebilecek iyi kalpli insan avcıları vardır.’’
Ve gün olur düşmanınızı yanına alır da sizi de düşman bellerler…
~etoyggar