İnsan baş edemeyeceği kadar büyük olduğu için bilinç düzeyine taşıyamadığı şeyleri zihninin çok derininde bir yere gömmek istiyor.
İnsan gömdüğü şeyin gömüldüğü bu çok derin yerden asla çıkamayacağını, orada çürüyüp yok olacağını sanıyor.
Ama öyle olmuyor, aksine gömülen şey katılaşıyor, zonklayan bir ağrı haline geliyor ve katılaşan bu kitle bir de üstüne enfekte oluyor, insanın bilincine de belleğine de irin gibi, ince ince sızıyor.
“Hayatım boyunca kalbimin daha hızlı attığı, sevinçten öleyazdığım başka bir an olmadı. O an aşkın insanı sevinçten öldürebilme gücü olduğunu düşündüm. Şu anda aşktan ölsem ne güzel olur diye düşündüm. Aşkla ölüm aynı cümlede birbirine çok yakışıyor diye düşündüm.”
Kadınlar esir alındıkları yeri, korundukları yer sanırlar.Kadınlar için hem siper hem sıpınaktır mutfak ve her zaman sıcak aile yuvasının içimizi ısıtan sembolü anlamına da gelmez; yaşayan ölüler haline gelmiş kimi kadınların morgudur aynı zamanda. Toprapa verilene kadar bekledikleri yerdir.
Bilirsiniz, bedenler sonra ölür...