Onlarca yıl önce (Alan Sharp’in romanı, A Green Tree in Gedde [Gedde'de Yeşil Bir Agaç]) iki bölümlü bir taşra mezarlığının tasvirini okumuştum: "hatırlanan ölüler" ve "gerçekten ölüler". "Hatırlanan ölüler" in mezarlarına bakılıp çiçeklerle bezenirken "gerçekten ölüler" in mezarları unutulmuştu: Çiçeksizdiler, yabani otlarla kaplıydılar, mezar taşları eğrilmiş ve aşınmıştı. Gerçekten ölüler, tanınmayan kadim, yaşayan hiç kimsenin görmemiş olduğu ölülerdi. Yaşlı bir insan -bütün yaşlılar- pek çok insanın görüntüsünün son deposudur. Çok yaşlı biri öldüğünde onunla birlikte pek yaşlı kişi daha ölür.