" Üstelik şimdi muhalefet lideri kendi dostlarıydı. Demek ki onları etkisi altında tutabilirdi. Fakat gerçekte, muhalefetten çekiniyordu. Siyaset alanında da savaş alanında olduğu gibi kontrol etmesi gerekirdi. "
" Davranışlarını anayasaya uyduruyor, demokratik kurallardan dışarı çıkmamaya dikkat ediyordu. Arkadaşlarıyla açık tartışmalar yapmayı prensip edinmişti. Onlara danışır gibi görünüyor, düşüncelerini öğrenip kullanıyor, anlaşmaya vardıkları şekilde davrandığını ileri sürüyordu. Gerçekte ise genellikle kendi sözlerinin ağırlığıyla onların itirazlarını hiçe indirmekteydi. Sonunda halkın yararına bile olsa, kendi iradesi başkalarınınkine üstün oluyordu.
... Fakat Mustafa Kemal'in sarsılmaz inancı ve sürükleyici iradesi olmasaydı, bunların hiçbiri yapılamayacaktı. Evet, Türklerin için için yanan milli gururlarını ateşleyen kıvılcımı sıçratan İtilaf Devletleri olmuştu. Ama, Mustafa Kemal'den başka hiçbir Türk çıkıp da bu ateşi, İtilaf Devletleri'nin planlarını altüst edecek şekilde alevlendiremezdi.
Mustafa Kemal irade zayıflığıyla değil, isteyerek içiyordu. Alkol hoşuna gider ve ona iyi gelirdi. İçtiğini kimseden gizlemez, ikiyüzlü davranmaktansa herkesin bilmesini doğru bulurdu.