[...] "Bak Hikmet: Lahmacun kelimesi nereden geliyor, biliyor musun?" "Şimdi ne zaman lahmacun görsem Mustafa Bey'i hatırlarım. Bu söz Arapçadır Hikmet, demişti: Aslı 'lahim maal acim'dir. Lahim et demek maal da birlikte, acim'in anlamı hamur. Etle birlikte hamur oluyor bizim lahmacun.
Halbuki beyler, ilim adamı ender yetişen bir kuştur, ona itina edilmelidir. Meselâ İsviçre'de... evet ama, İsviçre başka, onlar zengin. Canım Hindistan'da bile âlimler, hem de atom âlimleri yetişmiyor mu? Mesele, zenginlik, fakirlik değil. Mesele, zihniyet meselesi.
[...]Hiç unutmam bir keresinde Amerika'ya gittiğim günlerde, bu büyük ülkeyi gezerken, bir üniversitenin duvarında yüz bilim adamı için yer ayrılmış olduğunu gördüm, henüz elli bilim adamının adı yazılmıştı bu duvara, elli yer boştu yani. İstedim ki boş kalan yerlere bizim insanlarımızın da adları yazılsın; bunu herkese söyledim, aman dedim, ne olur bu duvara adınızı yazdırmaya bakın, biraz da bunu düşünün, hep kendinizi düşünmeyin, biraz da şu cennet vatanın uğruna feda olun."
Mustafa İnan tam karşımda oturuyordu, gülerek bana bakıyordu. Beyaz dişlerini göstererek gülümsüyordu. Allah Allah dedim, kendi kendime: bir hoca, bir rektör de güler mi? Yarı-tanrılar genellikle asık suratlı olurdu; hele o tanrılar mekanik, matematik gibi çok zor şeyleri de bilirlerse.