Bir eşyanın anısının, ona sahip olandan daha uzun yaşayacak olmasının anlamı buydu belki de. Evdeki eşyalarla; kırılan aynayla, pencereyle, kanepeyle, radyoyla, sehpayla ve hatta askılıkla bile bu yokluğu büyüteceğimden emin olabilirdim. Her birine eşya olduklarını unutturuncaya kadar hem de.
İnsan kendini birinin yokluğunun içindeyken başka nasıl avutabilirdi ki? Sadece avunmak, çünkü yokluğun yaraladığı bir kalbi hiçbir sey iyileştiremezdi.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yokluğun bir adı yoktu ama cismi vardı. Kapladığı yer terliğin, benim ve bu evdeki her şeyin varlığından daha büyüktü. Birinden geriye kalan eşyalar onun yokluğunu çoğaltıyordu çünkü. Teyzem de yıllarca, Mahir'in yokluğunu yakası kirli bir gömlekte, tıraş makinesinde, eldivende, gözlükte bulmuştu. Dünyanın başka yerlerinde, başka şehirlerde, başka evlerde, sokaklarda, kaldırımlarda, başka insanlar neyin yokluğuna bakıyordu kim bilir. Yaşamak yokluğa bakmaktı. Herkesin gözü başka bir şeyin yokluğundaydı.
Ölümün getirdiği şey ise hep aynıydı; hatırlamak ve onun payına düşen ne varsa. Acıyı yaratmak ve sonsuz kez tekrar etmek hatırlamanın topraklarına aitti.
Baharın ilk günlerinde, beyaz çiçekler açtığında, içimde kaynağı belirsiz bir sevinç boy veriyordu.
..
Bir şeyin oluşuna tanıklık etmek, onun var olması kadar şaşkınlık vericiydi. Nihayetinde bir mucizeyi izliyordum.