Ertesi zaman, artık hiçbir şeye inanmayanların tekdüze ve hırçın zamanı değildir. Bu, inancın -hayat onu diri tuttuğu sürece- boy ölçüştüğü saf, maddi olayların zamanıdır.
durumlar, zamanın resmi yayılışı ile değil, kendi içkin sınırı ile karşı karşıyadır - yaşanan zamanın saf tekrara yaklaştığı sınır, sözlerin ve insan jestlerinin hayvanlarınkine meylettiği sınır.
Sinema, görüntü ve seslerin zamanının sanatıdır, bir mekanda bedenleri birbirleriyle ilişkiye sokan hareketleri kuran bir sanat. Sözsüz bir sanat değildir. Ama, anlatan ve betimleyen sözlerin sanatı da değildir. Bedenleri gösteren bir sanattır; kendilerini diğer bedenlere konuşma eylemiyle ve sözlerden etkilendikleri biçimde ifade eden bedenleri.
Bela Tarr için mesele, yanılsamaların veya nihayetinde dünyanın sonu hakkında bir mesaj iletmek değildir. Daha fazla "güzel görüntü" yaratmak değildir. Görüntülerin güzelliği asla bir amaç değildir; ifade edilmek istenen gerçekliğe ve bunun için yararlanılan araçlara duyulan sadakatin ödüllendirilmesidir yalnızca.
Bela Tarr yine de şunu tekrar etmekten vazgeçmez: Onun filmografisinde, sosyalist filmler ile metafizik ve formalist eserler gibi iki ayrı dönem yoktur. Çektiği hep aynı filmdir, bahsettiği hep aynı gerçekliktir; tek yaptığı, bunu her seferinde biraz daha derinleştirmektir. İlk filmden sonuncusuna, bu hep yerine getirilmeyen bir vaadin, başlangıç noktasına geri dönen bir yolculuğun hikayesidir.