Gezintilerim sırasında biçimlenen ve gerçekleşmeyen arzularımın başkaları tarafından paylaşılmadığını, benim dışımda bir gerçeklikleri olmadığını düşünmeye başlıyordum. Arzularım artık bana mizacımın tamamen öznel, iktidarsız ve boş ürünleri gibi görünüyordu. O andan itibaren bütün cazibesini ve anlamını kaybeden gerçeklikle, tabiatla arzuların arasında hiç bir bağlantı kalmıyordu. Tıpkı bir yolcunun trende vakit öldürmek için okuduğu romanın kurgusuyla içinde bulunduğu vagonun ilişkisi gibi. gerçekliğin hayatımla ilişkisi de, ona tesadüfi bir çerçeve oluşturmaktan ileri gitmiyordu.
Yükümlülükten, feragatten, ebedi erdemlerden açlıktan ölene kadar bahsetmek, ödleklikten başka bir şey değildir. Zengin birinin, kapısındaki dilenciye ahlaklılık vaazı vermeye hakkı yoktur.
Çölde
Bir yaratık gördüm, çıplak, vahşi.
Çömelmiş oturuyor
Yüreğini ellerinde tutuyor
Yiyordu.
Dedim ki: “Tadı güzel mi dostum?”
“Acı, acı,” diye karşılık verdi;
“Ama seviyorum
Çünkü acı
Ve benim kalbim.”
Bu devrim ancak bütün kadınlar kendi acınası kaderlerinin ve toplum içerisinde kaybetmiş oldukları hakların farkına vardıkları zaman gerçekleşecektir.
Belirgin biçimde kendine özgü bir insanla, bir eserle güzellik fikri arasındaki fark, aşk ve hayranlık fikirleriyle bunların bize hissettirdikleri arasında da, aynı boyutta mevcuttur. Bu yüzden de, onları tanıyamayız.