“Ankara, Mon Amour” bizlere 1960 ve 1980’li yıllarda Ankara’da geçen trajik bir hikayeyi ve yarım kalmışlıkları, bu hikayenin gölgesinde yaşanan hayatları iki küçük çocuk olan Emel ve Suna’nın gözünden anlatıyor. Suna’nın ağzından onun ailesini okuyarak başlıyoruz kitaba. Sonra Emel ve ailesi taşınıyorlar Ankara’ya ve Emel’in bakış açısından okumaya başlıyoruz. Sonrasında ise Suna’nın dayısı Ömer geliyor hikayemize. Bir de Ömer’in bakış açısından okuyoruz bazı bölümleri. Spoiler olmaması adına çok fazla anlatamıyorum kitabı. Zaten kısacık bir hikaye.
*
Günlük hayatı, komşuluk ilişkilerini ve iki çocuğun masum arkadaşlığını okumak çok keyifliydi ama bu cümlelerim size kitabın toz pembe bir hikaye anlattığını düşündürmesin. Aile sıcaklığını çok hissettiren, her duyguyu samimice anlatan bir tarzı vardı.
*
Yazarın dili çok akıcı ve samimiydi. Sıkılmadan keyifle ve merakla okudum kitabı.