Bu arada pek çok şey öğrenmişti: kendi kendine pansuman sanatını (çantasında hep yara bandı, gazlı bez ve antiseptik taşıyordu), havadaki en ufak titreşimi fark etme sanatını, gülünç çabalarına tanık olacak herhangi bir varlığı ya da herhangi bir şeyi hissetme sanatını ve bir de gizleme sanatını. İki yüzlülük değil, gizleme sanatını...
ALLAN: Sana göre anlamı nedir?
KIZ: Derin bir boşlukta titreyen bir alev gibi. Tanrının olmadığı soyut bir sonsuzlukta yaşamaya zorlanmış insanın cezalandırılması. Çevresinde yıkıntıdan, dehşetten ve aşağılanmadan başka bir şey olmayan bir hiçlikte. Gerçekleşmesi olanaksız, karanlık bir evrende gereksiz hüzün verici bir deli gömleğiyle kıstırılmış bir insanın.
ALLAN: Cumartesi akşamı programın var mı?
KIZ : Kendimi öldüreceğim.
ALLAN: Ya cuma akşamı? Entellektüel kızlarla birlikte olmak işkenceden farksız. Önemli olan bilinçle tutkunun iyi bir karışımını sağlamak...
hani, adam ruh doktoruna gider de " Doktor kardeşim fıttırdı" der. "Kendini tavuk sanıyor" Doktor da ona "Eee? Getirseydiniz ya, tedavi ederdim" deyince, adam şey der... "İyi ama Doktor, yumurtaları çok işime yarıyor!" ... Galiba ben de insan ilişkileri üstüne aynı şeyi hissediyorum. Çok akıldışı, mantıksız, hatta saçma olduklarını bilseniz de sürdürmeye çalışıyorsunuz... çünkü.. hepimizin yumurtalara ihtiyacı var.