gerçekliği sınamanın ilk ve son amacı tasavvur edilene uygun bir nesneyi gerçek algıda bulmak değildir, böyle bir nesneyi yeniden bulmak, halen mevcut olduğuna ikna olmaktır.
"Ruh hastası olmak işte böyle bi' şey (böyle bi' şey)
E, hadi söyle bi' şey
Melankolik olcaksak yazcak konum çok ama
Duygusal olmaya gerek yok"
youtu.be/ax3w6LFBnDQ
Bastırma sürecini, bir canlının öldürülmesinden sonra o canlının artık hep ölü oluşu gibi, sonucu daim olan biricik bir olay gibi düşünmemek gerekir; bastırma sürekli bir kuvvet harcamasını gerektirir ve bu çaba ihmal edildiğinde başarısı öyle bir sorgulanır hale gelmiş olacaktır ki yeni bir bastırma eylemine gereksinim duyulacaktır. Bastırılmış olanın bilinçli olana doğru sürekli bir baskı uyguladığını ve bu baskının karşıt bir baskıyla dengelenmek zorunda olduğunu düşünebiliriz. Yani bastırmanın sürdürülmesi sürekli bir biçimde kuvvet harcanmasını gerektirir ve ortadan kaldırılması ekonomik olarak bakıldığında tasarruf anlamına gelir.
Aynanın yansıttığı imge burada simgesel olarak edimlerimizin anlamını temsil ediyor. Edimlerimiz çevremizde imgemize uygun bir dünya oluşturuyor. Dünyayla ilişkimizin şeffaflığı, bireyin aynadaki yansısıyla değişmeden kalan ilişkisi tarafından yeterince iyi bir şekilde ifade ediliyor: Bu yansımanın gerçeğe uygunluğu bir şekilde dünyayla aramızdaki gerçek bir karşılıklılığı gösteriyor. Demek ki simgesel olarak bu imge bize uymayacak olursa, bu, dünyanın saydamsız olduğunun, edimlerimizi denetleyemediğimizin göstergesidir; özetle kendimiz hakkında bir perspektiften yoksunuz demektir. Bu teminat olmaksızın artık kimlik mümkün değildir: Kendim için bir başkası oluyorum, yabancılaşıyorum.