insanlar, içinde yaşadığımız uygarlığın tarafımıza yönelttiği aşırı isteklerden ötürü ve ruhumuzdaki bilinçdışına itimlerin baskısı altında gerçeği pek çok vakit doyurucu bulmaz, kendimize düşlemlerde bir dünya kurar, bu dünyada isteklerimizin gerçekleşmesini sağlayarak realitenin eksiklerini gidermeye çalışınız. Söz konusu düşlemler de, kişiliğin başlangıçtaki bünyesel özünden ve gerçek dikkate alınarak baskılanmış duygulardan çok şey saklı bulunur. Başarılı ve dinamik insan, sürdürdüğü çabalarla düşlemlerini gerçeğe dönüştürebilen kişidir. Dış dünyanı dayatmaları ve kişinin güçsüzlüğü dolayısıyla böyle bir amaca ulaşılamadığı zaman, gerçek'e sırt çevirme durumu ortaya çıkar, birey daha doyurucu gördüğü kendi hayal dünyasına çekilir, bu dünyanın içeriği de hastalık durumunda belirtilere (semptom) dönüştürülerek açığa vurulur.
Nevroz, çağımızda yaşam tarafından düş kınıklığına uğratılan ya da yaşam için kendilerini fazlasıyla güçsüz hisseden insanların kapandıkları bir çeşit manastırdır.
Zaten normalde de ruhumuzdaki duyguların bir bölümü bedensel innervasyon yollarına aktarılarak ruhtaki duyguların dışavurumları diye bildiğimiz davranışları doğurmaktadır. İsteri dönüşümünde (konverziyon) ise, duygu ve heyecan yüklü ruhsal yaşantıda ki bedensel innervasyon payının aşın ölçüde arttığı görülmektedir, yani isteri dönüşümü, bir duygunun (emosyon) normal dışı yollara aktarılmış çok daha yoğun dışavurumudur. Bir ırmak bir yatakta iki kanaldan akıp gidiyorsa, kanallardan birinde akışın engellenmesi, öbürüsünün dolup taşması sonucunu doğuracaktır.