Bugün yalnızlığımın beni artık hareket edemeyecek kadar ezdiğini söyleyebilirim. Öfkem, -kesin olabilecek- yokluğun hiçliği bugün sınanıyor, boğuluyorum. Beni boğan hiçliğin aşkınlık yalanını reddetmesini yaşamaktan dolayı o kadar sinirliyim ki: Bu, gerçek, saf hiçlik olsaydı, işkencenin daha hafif olacağını tahmin ediyorum. Ölmek söz konusuysa, bu da hala bir yalandır; ve kuşkusuz sevilen bir varlığın kaybedilişi yalanı daha belirgindir. Ama yaşama yalanı sevilen varlığı kaybetmenin dehşetini azaltıyor, oysa ki aşk yalanı sevilen varlığı kaybetmenin dehşetini arttırıyor. Ama her iki durumda da, yalanın açıklığı, etkinin yalnızca bir bölümünü yok eder: Yalan, gerçeğimiz olur. Özde yalan olan, yalan olarak adlandırdığımız şey, yalnızca özde yalandır: Bu, daha çok gerçeğin güçsüzlüğüdür. Eğer kayıp, -bezginliğimiz değil- bize kendimizi kışkırttığımızı gösteriyorsa, bizi parçalayan güçsüzlük duygusu sinirlerimizi altüst eder. Bu duygu bağlanmayı yok edemez. Ayrılık ondan daha az acı değildir ve öne sürülen bilinçliliğin getirdiği şey, ayrılma olmayıp, düş kırıklığının içinde varlığını sürdüren bu susuzluğa dönüşün bile yanıt veremeyeceği fikridir.