-Beyim, geceleri, sabahlara kadar mırıl mırıl ne okuyup duruyorsun? Seni büyü yapar sanırlar.
Geceleri sabahlara kadar okumumayayım da ne yapayım? Ben, el ayak çekildikten sonra odamın kapısını sürmeleyip kitaplarımla baş başa kalmak saatini dört gözle beklerim. Çünkü bbu ömrümün bütün hazin sergüzeştini ve yaşadığım anın ağır sıkıntısını unuttuğum tek saattir.O vakit, bu çıplak bir yalçın oda, gerçek dünyadan daha geniş, saha ferahlı bir âlemin munis, sevimli ve her biri sihir ve füsunla yoğrulmuş mahlûkları ile dolmağa başlar.
Biliyordum ki toprak katı ve tabiat zalimdir ve insan cinsi bozuk bir hayvandan başka bir şey değildir; biliyordum ki, insan hayvanların en kötüsü, en bayağısı ve en az sevimli olanıdır.Evet, bilhassa en az sevimli olanıdır.
Hayat sen nesin böyle. İyi misin, kötü mü? Güzel misin, çirkin misin? Sen acı mısın tatlı mı? Bir karar ver artık, gülerken ağlamak mı amacın yoksa ağlarken güldürmek mi? Amacın ne bilmiyorum ama ben gerçekten çok yoruldum ve artık uzunca bir süre dinlenmek istiyorum bir köşede kendi başıma kendimle. Öyle yorgunum ki ne ağlayacak gücüm kaldı ne de gülecek, öylece pencerede kıvranır bir haldeyim çaresizce. Dinlenmem gerek anlayacağım bana müsaade eder misin şu yorgunluğumu atacak kadar. Biliyorum öyle bir hakkım yok, ama olsun yine de şansımı denemek istedim.
Sevmeyi hakedende,
Özlemeyi özleyenin yüreğinde,
Değeri anlayanın cebinde,
Gülmeyi güldürenin yanaklarında,
Bırakalı çok oldu.
Yalandan ağlayanın elinde mendil, Arkamdan konuşanın dilinde,
Bırakalı çok oldu.