Ben ölülerin uyuyan sakin bir insana benzediğini sanırdım, şimdiyse bunun tam tersi olduğunu görüyorum. Uyanık ve sanki bir kavganın ardından öfkeye kapılmış birine benzediğini görüyorum.
Oysa ikinci darbede pencere açılıyor gün ışığı odanın içine doluyor hem öyle bir şiddetle içeri dalıyor ki, tıpkı nereye gittiğini bilmeden koşup hiç sesini çıkarmadan ortalığı koklamaya başlayan bir hayvana açmışlar gibi, hani ağzından salyalar akarak öfkeyle duvarları tırmaladıktan sonra gidip kafesin en serin köşesinde uslu uslu yatar ya işte öyle.
Onları dinlerken, kim olduğumun, ne olduğunun aslında Baba tarafından, onun insanların yaşamında bıraktığı his tarafından belirlendiğini fark ettim. Bütün hayatım boyunca, “Baba’nın oğlu” olmuştum. Ama o artık yoktu. Bana yolu gösteremezdi artık; bundan böyle yolu kendim bulmak zorundaydım.