Erkekler evlerin kapısından küstah bir Boşvermişlikle çıkıyor, işe giderken yanlarına sadece dosyalarını alıyorlardı . O ise tıpkı ağır kabuğunu sırtında taşıyan bir kaplumbağa gibi suçluluğun yükünü gittiği her yere sürüklüyordu. İlk başlarda bu duyguyla savaşmaya, onu dışlamaya, inkar etmeye çalışmış; ancak başaramamıştı. Ve nihayet hayatında ona bir yer açmak zorunda kalmıştı. Suçluluk duygusu davet etmediği halde gittiği her yere peşinden gelen eski bir yoldaş gibiydi. Bir tarlanın ortasına dikilmiş reklam levhası, bir yüzün ortasında çıkmış siğil gibi çirkin ve gereksizdi, ancak vardı. Oradaydı. Kabul etmekten başka çaresi yoktu.
Siyasetçiler halkın reformlardan, sosyal eşitlikten, hatta işten önce istediği şeyin tuvalet olduğunu çok iyi biliyordu. Halkın talep ettiği tek şey, onurlu bir biçimde dışkılama hakkıydı.  Köylerde tarlalarda dışkılama zorunda olan kadınlar, her türlü saldırıya maruz kalma riskine rağmen, havanın kararmasını beklemek zorundaydı. Daha şanslı olanlar bahçelerinin bir köşesine yahut evlerinin dip tarafını açtıkları deliklere tuvaletini yapıyordu. Edeplice “kuru tuvalet”  olarak adlandırdıkları bu helalar her gün Dalit kadınlar tarafından çıplak elle boşaltılıyordu.
Babam dedi ki: uğurlar olsun. Maiyetine girdiğin adama sadakatle hizmet et, Âmirlerine itaat et, onlardan lütuf görmek için uğraşma, işgüzarlık etme ama hiçbir hizmetten de kaçma, bir de şu atasözünü unutma: elbiseni yeniyken, namusunu gençken koru