Olmak. Bu beni hep ilgilendiren bir fiil olmuştu ama ancak o ortamda anlamını idrak ettim. Ne olduğunu bilmesem de ben olmak istiyordum. Ve olmuştum, bu kesindi ama bir nesne, gerçek bir tutku, belirli bir hırsım yoktu. Bir şey olmak istemiştim -işte nokta buydu- ve bunun tek nedeni Lila'nın kim bilir kim olacağından ve benim geri kalacağımdan korkmuş olmamdı. Benim olmam, onun ardında bıraktığı izin içinde almaktı. Şimdi kendim için,
yetişkin olarak, onun dışında olmak için harekete geçmeliydim.
evet olağanüstü akıllı olduğunu, evet büyüleyici bir kişi olduğunu söyledi ama zekasını kötü kullandığını -uyumsuzluk eken ve hayattan nefret
eden kötü zeki- ve en dayanılmaz yanının bu büyüleyiciliği olduğunu, onun da mahva yaradığını ve insanı esir aldığını söyledi.
"Ne yapmak için? Her şeyin güzel ve hazır olduğu bir hayata doğmanın güzel olduğunu mu sanıyordun?"
"Eh, benden daha az yorulmuşsundur."
"Yanılıyorsun, her şeyi çoktan hazırlanmış bulduğunda, çaba göstermek için hiçbir nedenin olmuyor. Sadece olduğun kişi olmanın ve bunu hak etmemenin suçluluğunu hissediyorsun."
"Başarısızlığa uğramış olmanın suçluluk hissinden daha iyidir gene de."
Ben odadan çıkarken uyur uyanık hala mırıldanıyordu:
"Uyuyana dek bak bana. Hep bak bana, Napoli'den gittiğin zaman bile bak. Öyle olunca beni gördüğünü bilirim ve içim rahat olur."